Damakta serçe gibi seken bir şarap şimdi
ustamın üzüme attığı enfes düğüm;
ve gözetimi altında çarkıfeleklerin
uzak buzulların soluğuna yatırılmış
binlerce saptan çekilen şu narin rakı
kumaşı çürütüyor lâcivert-beyaz hışmıyla,
nicedir içimde taşımakta olduğum
uçuk minerva'ya göktaşları gönderiyor;
bir çözülme dilimde sulardan yıldızlardan,
diyorum; nerede olursa olsun
bir ısırganı bile koynuna alıp yatabilir insan,
bu lebi deryanın,
bu gelinciklerin,
bu işin ve eylemin,
bu hayatın, ölülerin ve kahramanların,
reçinenin ve kök bitkilerin,
amberin ve keman telinin,
kokuların ve tüylerin,
boğucu yapağının,
bu gündüzlük taslayan,
bu şakayıklarla yumuşamış,
yine de gücü eksilmemiş,
bu seslerle değil
kelimelerle saptırılmış,
bu çiçek tozlarıyla
işığın tutkusuyla karılmış
çamurun ortalık yerinde
bu gök talaşıyla tıkabasa
bu bir ilk ayinin hüznünü ve çoskusunu,
kabil'in genç sığırını, öbürünün başağını