Çok karışık bir inceleme olmasını istemesem de maalesef yine de biraz dağınık gelebilir çünkü aklıma gelen şeylere değineceğim. Yazar hakkında şöyle bir bakındım da kendisi gerçekten insanlığa, insanlık haklarına çok duyarlı bir kişilik. Özellikle de nobel edebiyat ödülü konuşmasını okumanızı dinlemenizi tvsiye ediyorum çünkü insanı şöyle bir sarsıyor, ayrıca kendisi fikirleri ve yazdığı kitaplardan dolayı kilise tarafından afaroz edilip kitapları da yasaklanıyor, ayrıca ülkesini terk etmek zorunda bırakılıyor.
Çok enteresan br kitap olduğunu söylemek zorundayım, okurken çok gerldim tiksindim midem bulandı desem yeridir, çok rahatsız olduğum anlam veremediğim nasıl olur dediğim ve bir türlü kabullenemediğim şeyler okudum; kadınlara toplu tecavüz edilmesi,bir süre sonra her yere dışkılanması, aynı çatıyı paylaşan insanların birbirlerinden yemek çalmaları ve bunun gibi sahnelerle insanların nasıl da insanlığını kolaylıkla kaybettiklerine tanık oluyoruz. Bu da aklıma şunu getirdi: İnsanın gerçek beniliği, kişiliği kimse tarafından izlenmediğini görülmediğini bilidiği anlarda ortaya çıkar. Gözler demek vicdanın yansıması demektir, gerçeklik demektir, kalbin aynası demektir çünkü gözler yalan söylemez senin ruhunu en çıplak haliyle ortaya koyarlar, tabii görmesini bilene. Yoksa insan gözlerini kaybedince vicdanını da mı kaybediyor ya da şu anda zaten herkes vicdani, manevi bir körlüğün, umursamazlığın, kendi derdine düşmüşlüğün körlüğünde mi sürükleniyor. Kitapta insanlar körleştikten sonra adeta toplumun küçük bir simülasyonunu seyrediyor gibi oldum. İnsanlığın o ilkelliğine ve vahşiliğine geri dönüşünü seyrediyoruz. Bütün bunların rahatsız edici olmasının en büyük sebebi de bunların gerçeklik potansilleri sanırım. Gerçekten de ruhları çok çok düşük seviyede olan bir