Ayşe Nur

Ayşe Nur
218 okur puanı
Nisan 2022 tarihinde katıldı
sorunlarından kurtulmak için tek çare tek başına yaşamak
FİLOZOF: Doğru. Şimdi, bu öğrencinin öyküsünü göz önüne alarak, senin sorunlarını düşünelim. Şu anda, sadece eksikliklerini fark ettiğini ve kendini sevme ihtimalinin asla gerçekleşmeyeceğini söyledin. Sonra, "Kimsenin benim gibi tuhaf birisiyle bir ilişki yaşamak istemediğinden eminim," dedin, öyle değil mi? Buraya kadarını anladığından eminim. Neden kendini sevmiyorsun? Neden sadece eksikliklerine odaklanıyorsun ve neden kendini sevmemeye karar verdin? Bunun yanıtı, başkaları tarafından hoşlanılmamaktan ve kişiler arası ilişkilerinde incinmekten çok fazla korkman. GENÇ: Ne demek istiyorsunuz? FİLOZOF: Yüzünün kızarmasından ve sevdiği adam tarafından reddedilmekten korkan genç kız gibi, sen de başkaları tarafından olumsuz yönlerinle görülmekten korkuyorsun. Başkaları tarafından aşağılanmaktan; reddedilmekten ve derin zihinsel yaralar taşımaktan korkuyorsun. Bu tür durumlarda kalmaktansa, kimseyle bir ilişkinin olmamasının daha iyi olacağını düşünüyorsun. Bir başka deyişle, hedefin başkalarıyla olan ilisiklerinde incinmemek. GENÇ: Hah... FİLOZOF: Şimdi, bu hedef gerçekleştirilebilir mi? Yanıt basit. Yapman gereken tek şey, eksikliklerini bulmak, kendinden hoşlanmamaya başlamak ve insanlarla ilişki kurmayan birisi olmak. Bu şekilde kendini kabuğuna hapsedebilirsen, kimseyle etkileşim kurmana gerek kalmaz ve hatta insanlar seni her terslendiğinde, elinde hazır bir gerekçe olur eksikliklerin yüzünden terslendiğine ve eksikliklerin olmasaydı senin de sevilebilir bir kişi olabileceğine dair bir gerekçen. GENÇ: Ha-ha! Bana gerçekten de haddimi bildirdiniz. FİLOZOF: Kaçamak cevap verme. Senin için, tüm bu eksikliklerle 'ben böyleyim' demek, değerli bir erdem. Bir başka deyişle, senin için faydalı bir şey. GENÇ: Ah, canım yandı. Ne kadar sadist, ne kadar şeytanisiniz!
Sayfa 67
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Değişim endişe yaratır, değişmemekse hayal kırıklığı
FİLOZOF: Bazı ufak güçlükler ve kısıtlamalar olduğu halde, muhtemelen şu anda sahip olduğun yaşam tarzının en pratik olduğunu ve her şeyi olduğu gibi bırakmanın daha kolay olduğunu düşünüyorsun. Bu şekilde kalırsan, yaşadığın deneyimler, olaylar meyana geldikçe onlara düzgün bir şekilde yanıt vermeni sağlar; bir yandan da kişinin eylemlerinin sonuçlarını tahmin edersin. Bunun eski aile arabanızı kullanmak gibi bir şey olduğunu söyleyebiliriz. Biraz sarsıntılı olabilir ama insan bunu göz önüne aldıktan sonra rahatlıkla manevra yapabilir. Öte yandan, bir kişi yeni bir yaşam tarzı seçecek olursa, kimse o yeni benliğe neler olabileceğini ya da meydana gelen olaylarla nasıl başa çıkacağını bilemez. Geleceği görmek zorlaşır ve hayat endişeyle dolar. Gelecekte kişiyi bekleyen daha acı ve mutsuz bir hayat olabilir. Basitçe söylemek gerekirse, insanlar etraflarındaki şeyler hakkında yakınıp dururlar ama olduğun gibi kalmak daha kolay ve güvenlidir. GENÇ: Yani, insan değişmek ister ama değişmek korkutucudur, öyle mi? FİLOZOF: Yaşam tarzlarımızı değiştirmeye çalıştığımızda, cesaretimizi sınarız. Değişim endişe yaratır, değişmemekse hayal kırıklığı. İkincisini seçtiğinden eminim. GENÇ: Bir dakika, az önce 'cesaret' sözcüğünü kullandınız. FİLOZOF: Evet. Adler psikolojisi, bir cesaret psikolojisidir. Mutsuzluğunu geçmişine ya da çevrene yıkamazsın. Beceremeyeceğinden değil. Sadece yeterli cesarete sahip değilsin. Mutlu olma cesaretine sahip olmadığın söylenebilir.
Sayfa 50
öfke ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek bir araçtır
GENÇ: Kesinlikle hayır. Beni kandıramazsınız. Adamın bana itaat etmesi için öfke mi yarattım? Size yemin ederim ki bu tür bir şeyi düşünecek bir saniyem bile olmadı. Bunu düşünüp sonra öfkelenmedim. Öfke daha ziyade dürtüsel bir histir. FİLOZOF: Doğru, anında ortaya çıkan bir duygudur öfke. Dinle, sana bir öykü anlatacağım. Bir gün, bir anne ve kızı bağıra çağıra tartışıyorlarmış. Birden, telefon çalmış. Anne hemen ahizeyi kapmış ve hâlâ öfkeli olan bir sesle, "Alo?" demiş. Arayan kişi kızının sınıf öğretmeniymiş. Anne, kimin aradığını anlar anlamaz ses tonunu değiştirmiş ve çok nazik bir tavırla konuşmaya başlamış. Sonraki beş dakika boyunca, telefonda kullanabileceği en iyi ses tonuyla konuşmaya devam etmiş. Telefonu kapatır kapatmaz, ifadesi yeniden değişmiş ve kızına bağırmaya geri dönmüş. GENÇ: Eh, bu o kadar da sıra dışı bir hikaye değil. FİLOZOF: Anlamıyor musun? Kısacası, öfke ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek bir araçtır. Telefon çaldığı anda bir kenara kaldırılabilir ve telefonu kapatır kapatmaz yine ortaya çıkarılabilir. Bu hikayedeki anne, kontrol edemediği bir öfke yüzünden bağırmıyor. Sadece, öfkesini kızını yüksek sesle sindirmek ve böylece fikirlerini söylemek için kullanıyor. GENÇ: O halde, öfke de hedefe ulaşmanın bir yolu mu? FİLOZOF: Erekbilim (teleoloji) öyle der. GENÇ: Tamam, şimdi anladım. O mülayim gözüken maskenin altında, son derece nihilistsiniz! İster öfkeden, ister münzevi arkadaşımdan söz ediyor olun, tüm iç görüleriniz insanlara karşı güvensizlikle dolu!
Sayfa 34
Psikiyatrist: Sevginizi biraz bölüştürelim. Çünkü öbür türlü daha zayıf birine dönüşeceksiniz. Ne kadar kendinizden verirseniz o kadar karşılık beklemeye başlarsınız. Karşınızdaki için çok şey feda ettiğiniz için ilginizin karşılığını tam alamadığınızı düşüneceksiniz ve bu da onlara daha çok takıntı hâline getirmenize sebep olacak. Ben: Ama bunu sadece çok düşünüyorum. Hiçbir zaman eyleme geçmedim. Hiçbir şey yapmadan öylece oturup kendi hayal kırıklığım içinde pişiyorum. Psikiyatrist: Sizi seçen kişiye ihanet edemeyeceğiniz düşüncesi, o kişiye karşı bir sorumluluğunuz varmış gibi hissettiriyor, sizi ona bağlıyor. İnsanları belli bir mesafede tutmak ya da bir ilişkiye başladıktan sonra bir kenara atılmamaya çalışmanın çaresiz anksiyetesiyle yaşamak yerine, daha ziyade, "Bu kişiyle gerçekten o kadar uyumlu muyum? Onun tam olarak nesini seviyorum ve nesini sevmiyorum?" diye düşünmeyi denemelisiniz.
Sayfa 48·Kitabı okudu
İki arzu bir arada var oluyordu; çatışmıyorlardı bile
Derken Margie'yi, yirmilerinin ortasındayken evli bir adama âşık olan okul arkadaşını anımsadı. Adam ailesini terk etmiş, onunla bir ev tutmuş, bütün eşyalarını taşımış ve boşanmıştı. Çocuk sahibi olmaktan söz ediyorlardı. İki ay sonra adam tamamen normal bir biçimde, son derece ender rastlanan bir kan hastalığından ölmüştü. Yıllar sonra Margie duygularını Ann'e açmıştı. "Onu çok seviyordum. Yaşamımın kalan kısmını onunla geçirmeyi planlıyordum. Ailesini dağıtmıştım, istemesem bile yapacağımı yapmıştım. Derken adam birdenbire zayıfladı, saçları ağardı ve benden uzaklaştı ve ben onun ölüşünü seyrettim. Öldüğünün ertesi günü, içimdeki bir şeyin bana, 'Özgürsün,' dediğini fark ettim. Tekrar tekrar, 'Özgürsün,' diyordu bana. Özgür olmayı istemesem de." Ann o zaman anlamamıştı, şu ana değin anlamamıştı. Şimdi Graham 'in evde, güven içinde olmasını istiyordu: Ve onun aynı zamanda bir otobüsün altında kalmasını istiyordu, bir metro hattında yanmış halde uzanmış yatıyordu, direksiyon mili vücuduna kazık gibi girmişti. İki arzu bir arada var oluyordu; çatışmıyorlardı bile.
Sayfa 131·Kitabı okudu