Derken Margie'yi, yirmilerinin ortasındayken evli bir adama âşık olan okul arkadaşını anımsadı. Adam ailesini terk etmiş, onunla bir ev tutmuş, bütün eşyalarını taşımış ve boşanmıştı. Çocuk sahibi olmaktan söz ediyorlardı. İki ay sonra adam tamamen normal bir biçimde, son derece ender rastlanan bir kan hastalığından ölmüştü. Yıllar sonra Margie duygularını Ann'e açmıştı. "Onu çok seviyordum. Yaşamımın kalan kısmını onunla geçirmeyi planlıyordum. Ailesini dağıtmıştım, istemesem bile yapacağımı yapmıştım. Derken adam birdenbire zayıfladı, saçları ağardı ve benden uzaklaştı ve ben onun ölüşünü seyrettim. Öldüğünün ertesi günü, içimdeki bir şeyin bana, 'Özgürsün,' dediğini fark ettim. Tekrar tekrar, 'Özgürsün,' diyordu bana. Özgür olmayı istemesem de."
Ann o zaman anlamamıştı, şu ana değin anlamamıştı. Şimdi Graham 'in evde, güven içinde olmasını istiyordu: Ve onun aynı zamanda bir otobüsün altında kalmasını istiyordu, bir metro hattında yanmış halde uzanmış yatıyordu, direksiyon mili vücuduna kazık gibi girmişti. İki arzu bir arada var oluyordu; çatışmıyorlardı bile.