Savcı, "Hiç değilse ağladığını olsun görmediniz mi?" diye sordu. Perez, "Hayır," dedi. O zaman savcı, "Jüri üyeleri değerlendirirler," dedi. Ama, avukatım öfkelendi, bana biraz aşırı gelen bir sesle, Perez'e: "Peki, ağlamadığını da gördünüz mü?" diye sordu. Perez, "Hayır," diye karşılık verdi. Avukatım da cüppesinin kollarından birini sıvayarak kesin bir tavırla, "İşte, bu davanın aynası! Her şey doğru, ama hiçbir şey doğru değil!" dedi.
O zaman anladım ki, dışarıda bir gün yaşamış olan bir insan,
cezaevinde hiç sıkıntı çekmeden bin yıl yaşayabilirdi. Canı sıkılmayacak kadar anıları olacaktı. Bir bakıma bu da bir kazançtı.
Güldüğü zaman, yeniden çekti onu içim. Biraz sonra,
"Beni seviyor musun?" diye sordu. "Bu anlamsız bir şey, ama sanırım sevmiyorum," dedim. Üzülür gibi oldu. Ama, yemeği hazırlarken, hiç yoktan öyle bir güldü ki, sarılıp öptüm.