Doğukan Ç.

Batı dünyası gelişip dar gerilemeye başladıkça bu ayrıcalık bütünüyle yabancıların yararına dönmüştü. Artık Türklerin yoksun olduğu özgürlüklerden yabancılar yararlanıyordu. Böylece devlet içinde güçlü yabancı devletler doğmuş. Osmanlı imparatorluğu üzerindeki yabancı baskısı o kadar şiddetlenmişti ki Türklere kendi vatanlarında kendileri esir yabancılar ise efendiymiş gibi gelmeye başlamıştı. Böylece modern Beyoğlu eski İstanbul'u iyiden iyiye egemenliği altına almıştı.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Beyoğlu yabancıların şehriydi ve imparatorluğun bütün serveti yabancıların elindeydi. Yabancılar sırtlarını kapitülasyonlara dayamıştı. Kapitülasyonlar yabancılara vergiden muaf sayan Merkezi Türk hükümetini önem vermeden kendi dinini ve kendi kanunlarını uygulamakta serbest bırakan birtakım ayrıcalıklardı. İlk sultanlar bu ayrıcalıkları kendi çıkarları için bağışlamışlardı.
İstanbul yüzyılın dönümünde ayrı iki şehir halindeydi. Haliç'in kuzeyinde Pera yani Beyoğlu yükseliyordu, Hristiyanların şehri. Güneyinde ise İstanbul tarafı Müslümanların şehri limanın üstündeki Galata köprüsü'nden geçmek bir dünyadan bir başka dünyaya bir tarih çağından öbürüne geçmek demekti.
Atatürk, yurdunu sahip olduğu bütün Sevgi gücü de severdi. İktidarı hayal gücünün tutuşturduğu üstün yaratılışının ve bükülmez iradesinin sürüklediği bir hırsla isterdi ama yalnızca milletine en yararlı olan şeyi kendi zihninde tasarlayıp kararlaştırdığı biçimde sağlayabilmek için.
Atatürk'ün dış görünüşü alışılmış Türk tipine uymaz. Çoğu Türklerden daha sarışıncaydı ve çıkıp elmacık kemikleri ile Çelik mavisi ayrık gözleri vardı. Yapısı ince hareketleri ölçülüydü. Vücudundan dinlenme halindeyken bile enerji fışkırır sanki her şeyi gören ve çelişik ruh halleriyle ışıldayan canlı keskin gözleri Bu enerjiyle parlardı.