Ruth'u müthiş bir şekilde, delicesine, umutsuzca seviyordu. Martin onun için ölmekten başka bir şey yapamayacak gibi hissetti. Ona duyduğu şiddetli ve ilahi hislerini ifade edebileceği en uygun tek yol buydu. Ruth için ölmek, iyi yaşamak ve iyice sevmek demekti.
Onları dinlerken kafasında yeni bir aşk anlayışı belirledi. Aşkın akılla bir alakası yoktu. Sevdiği kadının doğru veya hatalı yargılarda bulunması önemsizdi. Aşk bunlardan üstündü.
Ruth istediğini düşünsün, yine de sevgiye layıktı; kafasındaki düşünceler, sevilmesini etkilemiyordu.
O bütün hayatını uyuyarak geçirmişti ve şimdi hayat bir gök gürültüsü gibi kapılarını zorluyordu. Telaş içindeki düşünceleri onu, her bir yana kilit vurmaya iterken, umursamaz içgüdüleriyse bütün kapıları sonuna kadar açarak, yabancı konuğu nazikçe içeri davet etmeye zorluyordu.
Martin, içini kemiren şüphenin ağırlığıyla yere uzandı. Başaramamıştı. Derdini anlatamıyordu. Dünya'nın en harika yanlarından birini görmüş, ama ifade edememişti.