Büyülü gerçekçilik ile yazılmış eser hem günümüzde hem de geçmişte yaşayan bazı aile yapılarına ironik bir yerden bakarak yazılmış. Karekterlerin o kadar yozlaşmış halleri vardı ki yeter artık dedim sürekli. Hep bir ümit birisinin çıkıp Dirmit’i anlamasını bekledim. Canım Dirmit sen o kadar alakasız bir yerdesin ki Latife Hanım ile karşılaşsam ne olur Dirmit’i bana verin diyeceğim. Seni okullara gönderip, şiirler yazdıracağım.
Yazarımız Kayseri’deki yaşantısını ve oradan şehre göçleri ile yaşadıklarını odak noktası yaparak bu kitabı kaleme almış. Yazım dili olarak alışılmışın dışında bir dil tercih etmiş. Bunun için kendisi ‘ev içinde koşturan bir kadın ritmiyle yazıldı’ demiş annesini kastederek. Okurken bir telaşla okuyorsunuz zaten. Müziğimi açayım, kahvemi içeyim gibi rahatlatıcı bir durum yok.Yaşanan şiddet, ataerkillik, hurafeler beni çok rahatsız etti, cümlelerin o kadar kısa olup boyutundan büyük duyguları bana taşıması ise mükemmeldi. Bence buna Büyülü Gerçekçilik değil Anadolu Gerçekçiliği demeliyiz. Şayet bir gün okursanız ve aşırı medeni ayrıca zengin bir ailede büyümemişseniz illaki sizi yakalayan tanıdık bir şeyler bulursunuz (bulduğunuz şey rahatsız edici olacak muhtemelen).