“_demek uyuyorsun…” dedi mısırlı, campania’nın mağrur ve güzel çiçeği pompei’yi öfkeli bakışlarla süzerken, “bu, ölümün sonsuz huzuru mu yoksa? şimdi, imparatorluğun tacındaki bir mücevhersin; bir zamanlar nil’in şehirleri de senin gibiydi! o şehirlerin mükemmelliği kayboldu, yıkıntıların arasında uyuyor, sarayları ve tapınakları şimdi birer mezar taşı. çimlerinde yılanlar dolanıyor, ıssız sokaklarında kertenkeleler kol geziyor. doğanın birini aciz bırakırken diğerini yücelten gizemli kanununa dayanarak, o yıkıntıların üzerinde sen yükseldin. sen, kibirli roma, sesostris ve semiramis’in görkemini gasp ettin. kendini onların ganimetleriyle donatan bir hırsızsın! ben, unutulmuş krallığın son oğlu, zaferinin kölelerini, işgalci gücünün ve lüksünün haznelerini izlerken lanetler yağdırıyorum sana! mısır’ın intikamını alacağı zaman elbet gelecektir! barbarların küheylanları neron’un altın evi’nde yemlendiklerinde! ve senin fethinle ektiğin rüzgâr, hasadını perişan eden hortumlar olarak sana döndüğünde!"
“Cedric’i hatırlayın. Gün gelir de doğru olanla kolay olan arasında seçim yapmanız gerekirse eğer, iyi kalpli, yardımsever ve cesur bir çocuğu, sırf Lord Voldemort’un yoluna çıktığı için neler olduğunu hatırlayın. Cedric Diggory’yi hatırlayın.”
“Lord Voldemort’un anlaşmazlık ve düşmanlık tohumları ekme yeteneği çok büyüktür. Bununla ancak, aynı derecede güçlü bir dostluk ve güven bağı kurarak mücadele edebiliriz. Eğer hedeflerimiz aynıysa, kalplerimiz de açıksa, alışkanlık ve dil farklılıkları hiçbir şey ifade etmez.”