bir türlü adını koyamadığı bir acı çekmek en kötüsüydü. yalnızca sınıflandırılabilir hastalıklara yakalananlar ne kadar şanslıydı! yoksullar, hastalar, aşk acısı çekenler ne kadar şanslıydı! çünkü en azından öteki insanlar bunların sorunlarının ne olduğunu biliyor ve karın ağrılarını anlattıklarında duygudaş bir şekilde onları dinliyorlardı. ama sürgün acısı çekmeyen birisi bunu nasıl anlayabilirdi?
“ “yurtseverlik" sözcüğünü her andıklarında, aslında allah'tan korkmadıklarını, kafalarındaki yurtseverlik kavramının yoksulun, zenginin toprağını, onların kendi topraklarını savunmak için ölmesi gerektiği anlamına geldiğini hemen anlardım, çünkü yoksulun toprağı yoktu."
“Hükümdar süzülmüş gözlerinin arasından büyük bir küçümsemeyle, hakka ermiş biri gibi bakarak otururdu. halkını aldattığı gibi, Allah’ını da aldatmaya çalıştığını görürdüm."