Güya ki ruhlar vücut elbisesi giymeden evvel, her birinin eline cilâlı, gönül alıcı birer top verilmiş. Sonra bu topları veren, onları birdenbire ellerinden kaparak fırlatıp atmış ve: Haydi arayın bulun! demiş. Her ruh, bir görüp bir kaybettiği o güzel şeyin telaşıyla yola düşünce, kendini dünyada bulmuş. Fakat dünyada topu unutturacak neler neler var..
Evet! Sonradan öğreniyormuş insan bazı şeyleri. Çokların içindeki azları, kayıpların içindeki kazançları o anda kimse göremiyormuş. Geceyle gündüzü daima yan yana içimizde taşıdığımızı, her zaman ve her koşulda durup seyredecek bir şeyler olduğunu, yeryüzünde bocalamadan ölüp giden tek bir insanın bile yaşamadığını ve dahasını...
Her şeye rağmen edilen o son dualar, akıbetin değişmeyeceğini bildiğimiz hâlde ummaktan vazgeçmediğimiz anlar, uçurumdan düşmek üzereyken karşımıza çıkan bir dal parçası... Kimsenin işitmediği kuyularda yüzümüze tokat gibi çarpan yankımıza rağmen, yakarışımızdan geri durmadığımız ve her anın ecrini gramı gramına alacağımız vuslat avuntusuyla buradayız!