“Uzaylı diye bir şey yok kızım,” diye atıldı babam. “Bunların hepsi düzmece.” Ağzındaki zeytin çekirdeğini çıkarıp tabağının kenarına bıraktı. “Bırak bunları araştırıp haber yazmayı. Sen memleket sorunlarından devam et. Anlat, ülkemizin ne hale geldiğini yaz. Okusunlar. Ben arkandayım.”
“Baba biliyor musun uzaylıların varlığı eski medeniyetlerin yazıtlarında geçiyor?”
“Yok yahu nerede geçiyormuş?” diye küçümsedi beni.
Babama okuduğum bazı kitaplardan alıntı yaptım. “Bunlar Sümer Tabletlerinde yazanlar.”
Babam ağzındaki lokmayla öylece suratıma bakıyordu. “Şimdi buradan evrenin yaratılışına bir giriş yaparım, kaçma kaçarsın.” Dedi homurdanarak.
Zaten babamla bir türlü orta yolu bulamıyorduk.
“Kızım, çocuğum fazla düşünme bunları sonra kafayı yersin.”
“Pentagon yakın zamanda yeni bir görüntü paylaştı baba.” Dedim ısrarla üstüne gidiyordum, çünkü hep böyle yapıyordu. “Ve bu kendileri tarafından onaylandı. Ayrıca Dünya Dışı Yaşamın gerçekliği her gün biraz daha-”
“Hay dünya dışı yaşamının…” Diyerek sözümü kesti. “Geçsinler o işleri. Daha önce de böyle zırvalıklar paylaşmışlardı.” diye yanıt verdi. Babam bazen çok sinir bozucu olabiliyordu. “Uzaylı mı görmek istiyorsun, Ogeday’a bak.”