Bu seste, Ortadoğu'ya özgü bir kaypaklık, bir kandırmaca, bir yalan, güçsüz olanı ezme, güçlünün önünde ise el etek öperek riyakarca eğilme demek olan bir yaşam üslubu vardı.
İstediğim, dışarıdan gelen gücü karşılayıp ona dayanmayı sağlayacak bir güç. Haksızlık, şanssızlık, üzüntüler, yanlış anlamalar, anlayışsızlıklar... Böyle şeylere sessizce direnmemi sağlayacak bir güç.
Herkese yaratılışını hayran bıraktırmak, öte yanda da bunu bağışlatmak, oldukça ince bir iş, görüyorsunuz ya herkes zengin olmanın peşinde. Niçin? Hiç sordunuz mu bunu kendinize? Elbet elbet güçlü olmak için. Çünkü zenginlik kesin yargılardan kurtarır sizi, parlak bir arabanın içine kapamak için metronun kalabalığından çekip çıkarır, kimselerin giremediği bahçelerde, yataklı vagonlarda, lüks kamaralarda korur. Zenginlik, dostum özgür olmak değildir, ama "tecil" edilmiş bir yargı; hiç de yabana atılacak bir şey değil...
Ola ki rahatça, kendimi mutluluğa bırakmış yaşayıp gittiğimden kuşkulanıyorlardı: bilirsiniz bağışlanmaz bu. Başarı havası böylesi ortada, apaçık olunca bir eşeği bile kudurtur.