Frenkler bizim için şöyle söylerler:
Türk baba abani sarığıyla dükkanında uyuşuk bir halde oturur. Müşteri çekip ikna etmek için Avrupalılara has olan ticari külfet ve fırsatlardan hiçbirine teşebbüs etmez. Çünkü niçin boşuna zahmete girsin? Kısmetse müşteri kendi ayağına gelip onu bulur. Kısmetten fazla hiçbir şey olmaz.
Güneş parıldar, yağmur şarıldarsa Türk baba ektiği ekini elde eder. Zavallının yüzü güler. Aksi takdirde kıtlığa razı olmuş olur. Tarım aletlerinin iyi hale sokulmasını, tarlalarına su vermeyi ve sulamak için kanallar açmayı hiç düşünmez. Kurak olduğu seneler gösterebileceği çalışma teşebbüsü olsa olsa birkaç defa yağmur duasına çıkmaktır.
Abdülhamit döneminde Almanya, Fransa ordularındaki çavuşlar, teğmenler askeri güç ve değer bakımından Türkiye'de tuğgeneralliğe denk gelirlerdi. Frenkler Türklere fatalist adını verirler. Bu kelimenin manası her şeyi kader ve kısmete yükleyip çalışıp çabalamadan tam bir tevekkül içinde yaşamaktır. O kadar gözümüz ve sağgörümüz kapanmıştır ve onları öyle kapalı bulundurmaktan o derece hoşlanırız ki kader ve kısmet kelimeleri hakkında birkaç doğru söz söylemek bile buna kalkışanı en şiddetli eleştiri belasına uğratır. "İş olacağına varır" sözü her işte felsefi ilkemizdir.
Avrupa'da sıradan sayılan bir Frenk, Doğu'da kudret sahibi ve materyalist kesilir. Ne birikiminin ne sermayesinin azlığına bakmayarak her işe girişir. Doğu, Avrupalıların gözünde işlenmemiş toprak serveti, tabii defineleri kadar da halkının cehalet ve tembelliği ile tanınır.
Tabiat kanunlarına karşı gelmeye uğraşan boşuna yorulur. İnsanların bütün kederleri, talihsizlikleri tabiat kanunlarının gidişine ayak uydurmayı bilemediklerindendir.