Uyuklamak, parça parça ölmek, uyumaksa yekpare ölüm. Bu aralar hep uyukluyorum. Vücudumdan büyük parçalar kaybetmişim gibi hissediyorum kendimi. Gece olduğunda kayıp parçalarım karanlığa karışıyor.
Siz hayatın gelip geçici adetlerden doğan acılıklarını gelişigüzel kabule, her belada kadere razı olmaya alışmışsınız. Kazaya razı olmuş oluyorsunuz. Fakat kaza zannettiğiniz şeylerin çoğu hoşgörü ve ihmalciliğinizin sonucudur. Cehalet insanı miskin, bilim ve erdemse güçlü yapar. Bir kısım erkeklerinizin sizi kör cahil bırakmak istemeleri üzerlerinizdeki yakışıksız üstünlüklerini sonsuza kadar sürdürmek içindir. Tabiat erkekle kadını insan soyunu sürdürmekle görevlendirmiştir. Bu ortak görev yerine getirildikten sonra erkeğin kadından fazla buyururcasına isteklerde bulunması, kurulması sırf yaradılışındaki sertlikten ileri gelme bir bencilliktir.
Doğu'da kadınların uymaya zorlandığı sade, tekdüze - usanç verici olmasa hemen boş diyeceğim- o hayatı incelemeye uğraştım. Ne buldum? (Sözlerime gücenmeyiniz) Tembellik, cahillik, yoksunluk... Yaşayışınızda derin bir acılık da var. Fakat alışkanlıklarınızla çocukluğunuzdan beri dolu olduğunuz için bu taraf bizim kadar sizce hissedilmiyordur zannederim. Siz gözle görülür dünyanın ötesinde bir gizlilik dünyasında yaşıyorsunuz. Bütün aşklarınız, tutkularınız, sevinçleriniz, kederleriniz hep örtülü. Siz yaşayan bir muammasınız. O kadar sırlarla örtülü, o derece silik yaşıyorsunuz ki ne olduğunuzu kendiniz de bilmiyorsunuz diyebilirim. Tabiatın, her şeyi aydınlatan güneşli, şu mavi, geniş seması altında açıkta olup biten bir haliniz yok. Niçin tabiattan, ışıktan, gerçekten bu kadar yüz çevirip kaçıyorsunuz?