Neşet Ertaş söyleşilerinde Abdal (Bektaşi) dedelerinden bahseder. Dede, köylülerin borçla dertle kesip kendisinin önüne koydukları tavuktan azar azar etrafa dağıtır; birisi "dede az vermedin mi" dese, "lokma karın doyurmaz şefaat arttırır" dermiş ve sonuçta tavuğun dörtte üçü dedenin önünde kalırmış. Bu durumda dedenin sunduğu şey tavuk değil, şefaat oluyordu.
Tat deyip geçmemeli... Biraz irdelediğimizde göründüğünden daha derinlere çeker bizi. Galileo 1623'teki yazısında tatların, renklerin ve kokuların yalnızca hisseden varlıklarda bulunduğunu öne sürmüştür. Bu tarihten yaklaşık 300 yıl sonra Fransız filozof Henry Bergson geçmişimizin derinliklerinde saklı hatıraların tek bir tat ya da koku ile uyandırılabileceği görüşünü ortaya atmış. Marcel Proust ünlü eseri Swann's Way'de (Swann'ların Tarafı) çaya batırılan bir çörekle anıları canlandırarak Bergson'a gönderme yapmıştır.