Üstelik, yeni yapılan araştırmalar bir başka gerçeği ortaya çıkarmıştı: Savaşların psikolojik kurbanları vardı, ama bunların sayısı stres, tekdüzelik, doğuştan gelen hastalıklar, yalnızlık, dışlanmak gibi sorunların kurbanlarından çok daha azdı. Bir toplum, savaş, hiperenflasyon, salgın hastalık ve benzeri ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğunda intihar sayısında hafif bir artış görülse de, depresyon, paranoya, psikoz vakalarında belirgin bir düşüş kaydediliyordu. Söz konusu sorun çözümlendiğinde vakalar yine normal düzeye dönüyordu. Dr. Igor’a göre bu şu anlama geliyordu: İnsanlar ancak koşullar buna elverdiğinde delirme lüksüne sahiptiler.
Ray Bradbury'nin okuduğum ilk kitabı olan Fahrenheit 451, tüketimden başka bir şey düşünmeyen, ekranların/televizyonun esiri olan şiddetin her türlü şekline karşı duyarsızlaşan modern toplumun eleştirisinin yapıldığı, bilim kurgu romanıdır.
Gelecekte itfaiyecilerin ateş söndürmek yerine; düşünmenin insana zarar verdiğine karar verildiği için kitapları yaktığı, kitap bulundurmanın bile suç olduğu toplum anlatılır. Romanda insanların evlerinin duvarları ekranlarla kaplıdır. Bu ekranlardaki programları insanların uyuşmuş ve bağımlılık içinde izlemesi ve bunun sonucu gerçek hayattan kopması gibi durumlar günümüz ile çok benzer sahneler içeriyor. Yıllar önce yazılan bir kitabın bugünün sorununu önceden öngörerek işlemesi bu romanı başarılı kılıyor. Bana göre mükemmel bir distopya örneği ve üzerine düşünüldüğünde ciddi etki bırakıyor.
Genel olarak hikayeyi beğensem de bazı kısımlar akıcı değildi. O yüzden okurken biraz yorabilir. 1966 yapımı filmi de var ama sanırım film kitap kadar beğenilmemiş.