Bizimkisi bir korku çağı. Giderek güçlenen ve küreselleşen bir korku kültürünü besliyoruz. Ucuz sansasyonlara, politik skandallara, televizyonlardaki realite şovlara ve kamunun ilgisiyle şöhret karşılığında insanların kendilerini ifşa ettiği diğer şeylere düşkün, kendi kendisini açığa seren çağımız, paniğe ve felaket senaryolarına; dengeli yaklaşımlardan, hafif ironilerden veya alçakgönüllülükten çok ama çok daha fazla kıymet vermektedir. Bu eğilimin arkasında, insanın yere çakılmaktan ve sadece kendisi olmaktan duyduğu ezici bir korku vardır. Önemsizleşme korkusu, görünürde ve ortada hiçbir iz bırakmadan buharlaşma korkusu. Başkaları gibi olma korkusu. Televizyon ve medya dünyasının ötesinde kalma korkusu. Nitekim bu, hiçliğe dönüşmekle ve kişinin var oluşunun sona ermesiyle denktir.
Servetten daha büyük güçler de var; ele geçirilemeyeceği için daha büyük olan güçler. Bizim gücümüz, proletaryanın gücü, pazılarımızdadır, oy verecek olan ellerimizdedir, tetiği çekecek parmaklarımızdadır. Bu gücü kimse bizden alamaz. Hayatın içinden doğan, servetten daha güçlü ve de servetin çekip koparamayacağı bir güç bu.