Barış, ne savaş gibi insanlık tarihinin başında yaşanmış cennetsi bir ilk durumdur ne de anlaşma ve uzlaşmayla sağlanan birlikte yaşamanın bir türüdür. Barış bizim tanımadığımız, bizim yalnızca arayıp bulmaya çalıştığımız, yalnızca sezgilerimizde yaşayan bir şeydir.
Nasıl sessiz, suskun gözlem açısından bütün doğa sürekli yaratıp duran ölümsüz yaşamın değişken görünümünden başka şey değilse, bu dünyada insanın rolü ve görevi de ruh denilen şeyi görünür kılmaktır.
Saflıktan uzak ve çarpıtıcıdır isteklerin bakışı. Ancak heves ve arzulardan el çektiğimiz, ancak bakışlarımızın gözlemlere dönüştüğü zamandır ki, nesnelerin ruhunun kapısı aralanır, güzellikler gözlerimizin önüne serilir.