Her Türk’ün okuması gereken bir şaheser!!
Seveceğimi biliyordum. Yanılmadım. ÇOK SEVDİM!!!
Sanki soğuk kış gününde anlatılan masallar gibiydi, sımsıcak hissettirdi. Tabii gerçeklere dayandığını da biliyorum ama böyle masalsı anlatış beni içine çekti. Gözlerim yorulmasına rağmen okumayı bırakamadım.
İslamiyetten önce Türklerin yaşayış biçimini, düşüncelerini açıkça okuyoruz.
Epik bir okumaydı. Kurgunun anlatılma biçimi çok iyiydi! İsimler! Diyaloglar! Tüm karakterlerin gözünden kendi hikayelerini okumak muhteşem keyifliydi. Yolculuklarına şahit oldum ve yüreğimi dağladı…
Kendi özyurduma dönmüş gibi hissettim ve onlarla sonsuz bozkırda at koşturuyor, ok atıyor, kımız içiyordum hele o komik diyaloglar!!! Esprili yerlere bayıldım. Savaş sahnelerini de onlarla beraber yaşadım, onların duygularını da tam yüreğimde hissettim. Güldüm. Ağladım. Coştum. Düşündüm. Beni gerçeklikten biraz olsa kaçırdı diyemem aksine beni gerçekliğin acı yüzüyle karşıladı, ben de farkındaydım ama daha da çok iliklerime kadar hissettim. Şimdi buraya gelip, Türklerin bu halini görseler ne derlerdi diye düşündüm.
Şu an Türk ülkelerine baktığımızda hiçbir Türk devleti gelişmiş değil çünkü başımızda Türk olmayı yük bilen diktatörler var. Türk olmak demek, halktan çalıp yaşamak demek değildir. Gençliği umudu çalmak değildir. Türk olsa kendileri… Geçmişimizi tanımıyoruz ya da tanıtmıyorlar. Tarihimizi kitaplardan kaldırıyorlar! Onlar unutmaya çalıştıkça biz daha çok hatırlamalıyız!! Umarım bir gün herkes bu güzel yazılmış ve gerçek tarihimizden, köklerimizden gelerek içimizi coşturan bu kitabı okur.
Çok etkilendiğim bir kitap oldu, Tanrıya Türk olduğum için teşekkür ediyorum. Atsız’a böyle onurlu bir roman yazdığı için teşekkür ediyorum ve bu onurlu romanı okuduğum için kendime de teşekkür