Aslı Nur Akaydın

Aslı Nur Akaydın
@Asuru
Arada içime öyle geliyor ki bütün bunları ben daha önceden de yaşadım, bunların hepsini daha önceden de yazdım, sözcüğü sözcüğüne. Gene de biliyorum ki ben değildim bu, başka bir kadındı: günün birinde ben kullanabileyim diye defter tutan bir kadın. Ben mi yazıyorum, o mu yazmıştı, anılar kırılgandır, tek bir insan yaşamı kısacıktır, diye... öylesine çarçabuk gelip geçer ki olayların arasındaki ilişkiyi görmeye fırsat bulamayız; yaptığımız şeylerin sonucunu hesaplayamayız ve geçmiş, bugün, gelecek masalına inanırız; oysa belki aslında her şey eşzamanlıdır, bütün çağların ruhlarının boşlukta birbirine karıştığını görebilen Mora kızkardeşlerin dediği gibi. Anneannem Clara işte bunun için defter tutmuştu, her şeyi gerçek boyutlarıyla görebilmek ve kendi zayıf belleğine meydan okumak için.
Sayfa 439
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Evime döndüğümden beri, şu birkaç kısa hafta içinde kinim yoğunluğunu, keskinliğini yitirdi sanki. Başımıza gelenlerin hiçbirinin rastlantısal olmadığını, benim doğumumdan çok önce belirlenen bir yazgıya uyduğunu, Esteban García'nın da bu dizaynın bir parçası olduğunu sezinlemeye başladım. Kaba saba, yamuk bir çizgi gerçi, ne var ki bu dizaynda hiçbir fırça vuruşu boşuna değil. Benim dedem onun ninesi Pancha García'yı irmak boyundaki sazlar arasında yere yıktığı gün olaylar zincirine yeni bir halka eklenmiş oldu ki bu zincirin kendi kendini tamamlaması kaçınılmazdı. Sonradan, ırzına geçilen kadının torunu ırz düşmanının torununa karşı aynı tutumu sergiliyor. Belki bundan kırk yıl sonra benim torunum da García'nın torununu sazların arasına devirecek ve bu böylece sürüp gidecek yüzyıllar boyunca, hiç bitmeyen, bir üzgü, kan ve sevgi öyküsü.
Sayfa 438
Dedem kendi eliyle birçok sayfalar yazdı, sonra, söylemek istediği her şeyi yazdığına inanç getirince Clara'nın yatağına uzandı. Onunla birlikte beklemek için ben de yanına oturdum. Ölüm çok bekletmeden geldi ve onu dingin uykusunun arasında, habersiz yakaladı. Kimbilir, belki de elinden tutup alnından öpenin karısı olduğunu görüyordu düşünde, çünkü son günlerinde Clara onu bir an bile yalnız bırakmamış, evin içinde adım adım izleyerek kütüphanesinde kitap okurken omzunun üstünden bakmış, yattığı zaman o da yanına uzanarak, o güzel, kıvırcık başını onun omzuna yaslamıştı. Önceleri gizemli bir ışımadan ibaretken, dedem ömür boyu eziyetini çektiği öfkesinden yavaş yavaş arındıkça Clara da en güzel haliyle gözükmeye başlamıştı: bütün dişleriyle gülüyor ve evin içinde dolanırken öteki ruhları da canlandırıyordu. Yazı yazmamızda bize yardım etti ve onun sayesinde Esteban Trueba'ya mutlu ölmek nasip oldu, onun adını mırıldanarak: Clara, gaibi gören, durular durusu.
Sayfa 438
Ruhların döneminde Clara'nın yaptığı gibi vazolara taze çiçekler, masaların üzerine meyve dolu tabaklar koydum ve evin havası bunların tatlı kokularıyla doldu. Sonra dedemle kol kola evi dolaştık, köşelerde durup geçmişi andık ve başka çağların, yaşamın bütün iniş çıkışlarına karşın yerli yerinde kalmış olan gözle görülmez hayaletlerini selamladık. Bu öyküyü yazmamız gerektiğini düşünen dedem oldu. "Bu sayede, günün birinde buradan ayrılmak zorunda kalırsan köklerini de beraberinde götürebilirsin, kızım," diyordu.
Sayfa 437
Beni evime götürmesini rica etti; ben de buraya böyle geldim. Yol boyunca kenti oluşturan korkunç çelişkileri görebiliyordum: kulübeler ve kulübeleri gözden gizlemek için acele yapılmış derme çatma duvarlar, sıkışık, kurşuni kent mer kezi ve sonra Yukarı Semt, parkları, İngiliz bahçeleriyle, camdan yapılma gökdelenleri, bisikletle gezinen şanslı, bakımlı çocuklarıyla. Buranın köpekleri bile mutlu gözüktü gözüme. Her şey düzenli, her şey temiz, her şey dingin, belleksiz bir vicdanın somut huzuru. Bu semt sanki başka bir ülke.
Sayfa 436