Aslı Nur Akaydın

Aslı Nur Akaydın
@Asuru
Darwin'in Türlerin Kökeni'nin yayımlandığı 1859 senesinden önce, doğada bariz bir tasarımın var olması-sütün bebekler için mükemmel bir besin kaynağı olması gibi- bir yaratıcının da var olduğunun açık bir kanıtı olarak algılanıyordu ve bu yaratıcının Tanrı olması gerektiği düşünülüyordu. Ancak Darwin bu konuya farklı bir açıklama getirdi: doğal seçilim. Doğada her şey çeşitlidir ve genelde bu çeşitliliğin bir kısmı nesilden nesile kalıtsal olarak aktarılır. Örneğin, yetişkinlerin süte karşı gösterdikleri tolerans bireyden bireye farklılık gösterir ve bu büyük oranda kalıtımsaldır. Doğal seçilim kalıtsal farklılıkların nesilden nesile azar azar birikerek, yerel şartlara daha uyumlu genetik değişkenlerin nispeten daha az uyumlu olanlara oranla daha çok çoğalmasıyla organizmaların işlevselliğini geliştirecek şekilde harmanlanmasıdır. Bu yavaş evrimleşme sürecinin gözü kördür ve herhangi bir maksat, plan veya hedef gözetmez.
Sayfa 13
Reklam
Yediğimiz her şeyin evrime dayanan bir geçmişi var. Süpermarketlerdeki rafların her biri evrimin ürünleriyle dolu, ancak süt ürünlerinin üzerinde yer alan etiket bunu bize Jura Devri'nden kalma son kullanma tarihleriyle hatırlatmaz ya da meyve sebze reyonundaki etiketler mısırın Kolomb öncesi dönemde Amerikalılar tarafından 6000 yıl boyunca yapay seçilime uğratıldığı gerçeğini açığa vurmaz. Her alışveriş listesi, her yemek tarifi, her menü ve yemek pişirmek için kullandığımız her malzeme evrimci anlayışın babası Charles Darwin'le akşam yemeğine üstü kapalı bir davettir.
Sayfa 13
Yolun ormanın rüzgâra açık kıyısından geçerken ağaçların gövdeleri, dalları ve köklerinin cüretkâr, anlam dolu grotesk biçimleriyle eğlenip oyalandım bir süre. Hayal gücünü bundan daha çok harekete geçiren bir şey yoktur. İlk başta daha ziyade komik izlenimler ağır basar: Girift köklerde, toprağın yarıklarında, dalların şekillerinde ve yaprak kümelerinde grotesk suratlar, gülünç tipler ve tanınmış yüzlerin karikatürlerini görürsünüz. Sonra göz keskinleşir ve hiç aramadan bir sürü acayip biçim seçer. Eğlence biter, zira tüm bu varlıkların öyle kararlı, cüretkâr ve sarsılmaz bir duruşu vardır ki, bu suskun ordular bir kanunun, ağır bir zorunluluğun ilanıdır. Sonunda da tekinsiz ve sitemkår bir havaya bürünürler. Yüzünde maske taşıyan değişken insanın, doğada büyüyen her varlığa ciddiyetle bakmaya başladığı anda ürkmesi kaçınılmazdır.
Sayfa 42
Ağaçları görünce daha içten, daha derinden duygulanıyordum. Her ağacın tek başına yaşadığını, kendi özel biçimi, kendine özgü gölgesi olduğunu görüyordum. Münzevi ve mücadeleci yapılarıyla dağların yakın akrabalarıydı onlar, zira her biri, en azından dağların daha yukarılarında yetişenler, hayatta kalmak ve büyümek için rüzgâr, iklim ve kayalara karşı sessiz, çetin bir mücadele veriyordu. Her biri dayanmak, toprağa sıkıca tutunmak zorundaydı, bu yüzden de her bireyin kendine has duruşu, özel yaraları vardı. [...] Bizim erkeklerimiz ve kadınlarımız onlara benziyordu, sertti onlar da, kırış kırış, ketum, en hasları iyice ketum. Böyle öğ rendim ben insanları ağaçlar ya da kayalar gibi görmeyi, onlar hakkında düşünmeyi, onları o sessiz çamlardan ne daha az say gıdeğer bulmayı ne de daha çok sevmeyi.
Sayfa 41
Reklam