Karakteriyle,konusuyla, anlatımıyla keyif alarak okuduğum yer yer hüzünlendiğim bir roman dokunmadan. Yazar ile tanışma kitabım ve harika bir başlangıç yapmış oldum. Umarım diğer kitapları da bu kitap kadar etkiler beni.
Adalet 29 yaşında ve ölümcül bir hastalığa yakalanıyor. İçindeki suçluluk duygusunu atamadığından ilk kötülük yaptığı kişiyi bulmak için yola koyulur Hülya ile. Onlar yolculuk yaparken siz de kendi içinizde yolculuk yapıyorsunuz, düşünüyorsunuz, sorguluyorsunuz; hayatı, dünyayı, kendini, yaptıklarınızı, yapmadıklarınızı, keşkelerinizi…
Kitabı okurken yine üzerine düşündüğüm bir diğer konu ise ana karakterin çocukken ebeveynleri tarafından sevilmemiş olması… insan kaç yaşına gelirse gelsin sanırım bu yara izlerini hep taşıcak üzerine mıhlanmış gibi ondan bir parçaymış misali… “kalabalıklar olmasa insan kimsesizliğini nereden bilecek?”
“Hiç kırdım mı diyen yok. Herkes kırıldığının peşinde. Peki o zaman inciten kim, kim kırdı bunca insanı?”
Kimilerinin hayatında iyi birisiyizdir hatta dünya iyisi bile olabiliriz ama başka birisinin hayatına sızlayan yaralar bırakmışızdır. Hangi taraftaki kişi gerçek biziz? Hangisi gerçek kişiliğimiz ? Ya şu an yaşadığımız hayat başka birisinin karmasının karşılık bulmuş haliyse?
Koyduk yaralarımızı ortaya, başladılar eşelemeye.. saf kötülük diye bir şey var bu dünyada, yanından iyilik geçmemiş… güzellik hiç uğramamış… yanlış insanlara güvenip doğruları kaybettik. Doğru insanlardan vazgeçip yanlışlar ekledik küfemize… belimiz büküldü, başımız ağrıdı :)
Kitaptan bir kaç alıntı bırakarak sözlerimi sonlandırmak istiyorum. Sevgiyle kalın
“Neresi olduğunu bilmediğim bir yerim sızlıyor.”
“Kimseden sevgi dilenme. Dilencilere kıymetli bir şeyini vermez hiç kimse”
“Ama zaten insan, gidenlerin ardından, en çok