Yaşanabilir bir dünya için iklim değişiminin önüne geçmek gerektiğinden hep bahsederiz. Bunu da doğanın seyrinin dengesinde akmasına ve tüm canlılara hizmet edebilmesine bağlarız. Ama iklim değişiminin önüne “gerçekten yaşanabilir bir dünya” olması için geçmemiz lazım, gerçek anlamda hayatta kalabilmek için.
Her ses bize sürekli “tüket” diyor, dünyanın bir ucunda açlıktan ölenler, öbür tarafta 10 kişilik tüketen bireyler! Hep bahsediyoruz; dünyamız yaratıldığından bu yana iklim değişiyor, yani bu ısınmalar ve soğumalar onun yaşantısı. Ancak bu tüketim, dolayısıyla üretim çılgınlığıyla atmosfere bir takım gazlar yayıyoruz, makus kaderi öne çekiyoruz. Bu sorumluluğu kabul etmek işimize gelmiyor, işin komiği sorumlu sorumsuzlar olarak bir de iklim zirveleri yapıyoruz.
Şimdi soru şu: Atmosfere zarar veren ülkeler hangileri? Asya’da üretimi gerçekleştiren firmaların mensubu bulunduğu ülkeler mi? Yani “Avrupa” olabilmek için bugüne kadar atmosfere lav makineleri tutan, karbondioksiti yayan ülkeler mi? Yoksa bugün araştırmalar sonucu ortaya çıkan Türkiye gibi yüksek oran sahipleri mi? Sizce koşullar eşit mi ya da ne zaman eşitlenir? Dünya yaşanmaz hale geldiğinde mi? Tabii insan “Bana ne kardeşim, sen yapmışsın bugüne kadar, ben de yaparım” diyemiyor. Çünkü hepimiz aynı gemide batıyoruz. Hatta bu gidiş bizi, belki birçok ülkeden daha fazla vuracak.