Ona göre bir ast her zaman boyun eğmeli, itaat etmeli, tartışmaya girmekten kaçınmalı, bir üstüyle ters düştüğünde istifa etmeliydi.
Ama Tanrıya istifasını nasıl verecekti?
Orası henüz açmamış bir çiçeğin içi, gölgedeki bir beyazlik, bir zambağın güneşten önce hiçbir erkeğin görmemesi gereken mahrem hücresidir. Kadın kutsal bir goncadır. Örtüsü açılmış o masum yatağı, kendinden bile korkan o hayran olunası yarı çıplaklığı, bir terliğin içine sığınan o beyaz ayağı, sanki ayna kendisini izleyen bir gözbebeğiymiş gibi ayna karşısında örtünen o göğüsleri, bir mobilya gıcırtısı ya da yoldan geçen bir arabanın gürültüsüyle omuzları örtmek için aceleyle yukarı çekilen o bluzu, bağlanan kordonları, iliklenen düğmeleri, kopçaları, o titreyişleri, soğuk ve utançtan ürpermesi, tüm hareketlerindeki zarif ürkekliği, korkacak hiçbir şey olmadığı halde âdeta kanatlanan o endişeyi, giyinmenin şafağın bulutları gibi peş peşe gelen o çekici evrelerini anlatmak yakışık almaz ve şöyle bir sözünü etmek bile aşırı kaçar.