Kalabalık ile arabadakiler arasında anlayamadığım korkunç bir konuşma geçti. Bir tarafta küfürler, öteki taraftan meydan okumalar; her iki taraf da birbirini lanetliyordu. Fakat yüzbaşının bir işareti üzerine arabadakilerin omuzlarına ya da başlarına sopa darbeleri yağmaya başladı ve hepsi birden "düzen" denilen sözde suskunluğa gömüldüler.
İnsan kanı satıcıları avazları çıktığı kadar bağırıyorlardı:
"Yer isteyen var mı ?"
Bu halka karşı bir öfke sarmıştı içimi. Onlara bağırmak istiyordum:
"Benimkini isteyen var mı?"
Samim, boş kalan elinin yumruğunu sıkmış, bekliyordu. Meral'in bu akşam niçin erken ayrıldığını da anlamış olacaktı. Telefon tutan elinde bir titreme vardı. Dirseğini duvara dayadı. Kalbi çarpıyordu.
-Alo?
Meral'in sesi. Hiç şüphe yok.
-Kimsiniz?
-Ben... Meral... Siz kimsiniz?
-Samim.
Hiçbir şey ilave etmedi ve telefonu kapadı.