Bir arkadaşlığın tam olarak hangi anda kurulduğunu bilemeyiz. Nasıl bir kap damla damla dolarken, son bir damla kabı taşırıyorsa; aynı şekilde, bir dizi iyilik arasından en az biri kalbi doldurup taşırır.
Rüzgar bulutun, bulut yağmurun, yağmur suyun, su toprağın dilinden anlıyor. Suyun yokuşa aktığı, güneşin batıdan doğduğu görülmemiş. Âdemoğlu dayalı-döşeli tıkır tıkır işleyen bir dünyanın ortasında. "Bize düşen aracılık." diyorum içimden.
Otu atın, eti itin önüne koyabilmek.
Deli derviş gün boyu dişlerini sıktı durdu.
İçinde kabaran hakikat bilgisini dışa vurmuştu.
Nasıl da şaşırmıştı karşısındaki.
İşte o an, kibir askeri at binip kalbi kuşattı. Dervişin gönlü daralmaya durdu. Daraldıkça sıktı kendini; sıktı, sıktı. Sonunda taşıverdi.
Yine çıplak tepelere doğru koşaradım gidiyordu.
Yine dellenmişti.