En üst %10'luk kesimin ulusal gelirden aldığı pay, 1910-1920 yıllarında %45-50 seviyesini geçmiştir, bu oran 1950'li yıllarda %35'in altına düşmüştür.(Kuznets'in temel aldığı düşüş budur); sonra tekrar yükselerek 1970'lı yıllarda %35'in altındayken 2000-2010 yılları arasında %45-50'ye çıkmıştır.
Bu çok çarpıcı değişimin, geniş ölçüde, çok yüksek emek gelirlerindeki daha önce eşi benzeri görülmemiş patlamaya tekabül ettiğini ve her şeyden önce büyük şirketlerin üst düzey yöneticilerinin gelirlerindeki -diğer işgücünden bariz biçimde kopmuştur- farklılaşmayı yansıttığını göreceğiz. Buna getirilebilecek açıklamalardan biri, bu üst düzey kadroların beceri ve verimliliklerinin, diğer ücretliler kitlesine kıyasla birdenbire artması olabilir. Bana daha makul gelen ve gözlemlenen olgularla bariz biçimde daha çok örtüşen diğer açıklama da, bu yönetici kadroların kendi ücretlerini bazen ölçüsüzlüğe varan düzeylerde ve bireysel verimlilikleriyle hiç alakasız bir şekilde ayarlayabilecek konumda olmalarıdır; zaten büyük ölçekli işletmelerde bireysel verimliliğin ölçülmesi çok zordur. Bu olguyla başta ABD'de ve bir dereceye kadar da İngiltere'de karşılaşıyoruz; bu durum, 20. yüzyıl boyunca bu iki ülkeye özgü sosyal normların ve vergi normlarının tarihiyle açıklanabilir. Bu eğilim günümüzün diğer zengin ülkelerinde (Japonya, Almanya, Fransa ve Kıta Avrupa'sındaki diğer ülkelerde) oldukça sınırlıdır, ancak gidişat bu yöndedir.