Çünkü kendisini işe veren, çalışan insan, yaşlılığın ne zaman geldiğini duymaz. Böylece yavaş yavaş, ayrımına varmaksızın yaşlanır ve birden çöküvermez de ağır ağır söner.
Yaşlılığa katlanmak, kusurlarını çabalarımızla gidermek gerek. Sağlığı göz önünde tutmak, bedeni ölçülü olarak işletmek, gücümüzü yok edecek denli değil, tazeleyecek denli yiyip içmek gerek. Hem yalnızca bedene değil, asıl zihne veruha özen göstermeli; çünkü yağsız kalan lambanın söndüğü gibi, bunlar da beslenmezse, yıkıma uğrarlar. Çok yorucu olan bir beden eğitimi, kuşkusuz bedeni ağırlaştırır; zihinse, işletildiğinde çevikleşir. Caecilis (61) "komedyalardaki budala yaşlılar" derken, her şeye inanıveren, unutkan, gevşemiş yaşlıları anlatmak ister; bu eksiklikler de yaşlılığın değil; uyuşuk, tembel, uykucu bir yaşlının eksiklikleridir.
Ömrün gidişi bellidir, doğanın çizdiği bir tek yol vardır, basit bir yol; ve her çağın kendisine göre bir durumu vardır; çocuklarda zayıflık, yetişkinlerde taşkınlık, orta yaşlılarda ağırbaşlılık, yaşlılarda olgunluk, doğal durumlardır, bunları zamanında kabullenmek gerekir.
Retz Kardinali:İnsanların niyetlerini anlamak için en doğru kural davranışlarının ardındaki en yaygın güdü olan çıkarlarını incelemektir. Ama usta bir siyasetçi asla insanların tutkularından doğabilecek sonuçları göz ardı etmez, zira tutkular kimi zaman açıkça kimi zaman da fark ettirmeden devletin en önemli meseleleri ile ilgili işleyişleri etkileyebilir.
Retz Kardinali de Spinoza ve Halifax gibi yalnızca çıkarlar tarafından yönetilen bir dünyanın tutkuların işe karıştığı bir dünyadan daha istikrarlı olacağını düşünüyor gibi. Yıllar sonra La Bruyere de insan davranışlarını belirleyen unsurlar olarak çıkarların ve tutkuların ağırlığı konusunda Retz ile aşağı yukarı aynı düşüncede olmakla beraber, yeni bir üçlü oyunun varlığını da açıkça kabul ediyordu:
Tutkunun aklı yenmesinden daha basit bir şey yoktur: Tutkunun esas zaferi çıkar karşısında üstünlük sağlamaktır.