Erdemlerle günahların insan ruhunu savaş meydanı olarak kullanarak çarpışmaları teması ortaçağ tasvirlerinde sıkça işlenmişti. Belki de bir paradoks olarak, daha gerçekçi olan sonraki bir çağda değişik bir savaş düşüncesinin, bir tutkuyu başka bir tutkuyla çarpıştırarak tıpkı yukarıda söz edilen savaş gibi insana yararlı etkilere yol açacak bir savaş düşüncesinin doğmasına imkân tanıyan bu geleneksel düşünce olmuştur.Her koşulda, bu düşünce on yedinci yüzyılın düşünce ve kişilik yelpazesinin Bacon ve Spinoza gibi iki ayrı ucunda ortaya çıktı:
Bacon’ın bu düşünceye ulaşması, insanları tümevarımsal ve deneysel düşünmekten sistematik olarak alıkoyan metafiziksel ve teolojik boyunduruktan kurtulma çabalarının bir sonucuydu. Bilimin İlerlemesi adlı eserinin “İnsanın İradesi ve Arzuları” üzerine olan bölümlerinde geleneksel ahlakçı filozofları şöyle eleştirmektedir:
Yazmayı öğretmeye çalışan bir kimsenin yalnızca alfabelerin ve harflerin güzel örneklerini gösterip elin duruş biçimi veya harflerin yazılışı ile ilgili herhangi bir yöntem veya kural göstermemesinde olduğu gibi, onlar da İyilik, Erdem ve Sorumluluk üzerine yazılanların güzel ve şık örneklerini yaratmışlar... ancak bu mükemmel hedeflere nasıl ulaşılacağı, insanın iradesinin bu amaçlara ulaşabilir duruma gelmesi için nasıl dizginlenip biçimlendirilmesi gerektiği konularına hiç değinmezler..