Ares ares

Ares ares
@Ates8
Bilim, kendimizi ve başkalarını kandırmamanın en gerçek yoludur.
Endüstri çağının ikinci psikolojik yanılgısı, bireysel bencilli­ ğin yaşanmasının, toplumsal uyuma, barışa ve huzura yol açaca­ ğı inancıdır. Daha başından yanlış olan bu varsayım, yaşanılan deneylerin ışığında, iyice açığa çıkmıştır. Büyük ekonomistler­ den yalnızca David Riccardo'nuıı reddettiği bu teorinin, doğru olması için de hiçbir neden yoktur. Bencillik, bir davranış biçi­ mi olmakla kalmaz, aynı zamanda kişinin karakterinin bir bölü­ mü olarak da ortaya çıkar. Bencillik, insanının her şeyi yalnızca kendisi için istemesi durumudur. Bölüşmek yerine, sahip olmak kişiye haz verir. Sahip olmak tek hedef olunca, insan giderek da­ ha açgözlü ve ihtiras sahibi olur. Çünkü ne kadar çok şeyi olur­ sa. o kadar mutlu olacağını sanır. Böylelikle kişi, herkese karşı bir düşmanlık beslemeye başlar. Kandırmak istediği müşterileri, iflasa sürüklemeye çalıştığı rakipleri ve sömürmeyi arzuladığı işçileri, hep onun daha az şeye sahip olmasına yol açtıkları için, bencil kişinin düşmanlandırlar. Bu tür düşünen bir insanın, ar­ zulan sonsuz olduğu için, hiçbir zaman rahat ve huzur bulama­ yacağı bellidir. Onun tüm yaşamı, kendinden çok şeye sahip olaıılan kıskanmak ve kendinden az varlığı olanlardan da kork­makla geçecektir. Ama bu kişinin toplumda ömek bir kişilik çi­ zebilmesi ve güleç yüzlü, akıllı, namuslu ve dost bir insan ola­ bilmesi için, duygulannı bastırarak, o yönünü hem kendinden, hem de başkalarından gizlemesi gerekmektedir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Tarihte ilk kez, haz ihtiyacını giderebilme imkânları belirli bir azınlığın imtiyazı olmaktan çıkıp, endüstrileşmiş ülke nüfuslarının en az yarısınca kullanılabilinir duruma gelmiştir. Ama yaşanan bu deney, soruyu olumsuz biçimde cevaplamıştır: "Tüm isteklerin tatmini, insanı mutlu etmeye yetmemektedir."
Günümüzde ise 1. Dünya Savaşı'ndan beri artarak gelişen bir radikal hedonizm eğilimi gözlenmektedir. Gariptir ki, sınırsız doyum ilkesi ile boş zamanlardaki ve tatillerdeki tembellik anlayışı, endüstri çağının disipline edilmiş çalışma dü­ zeniyle temelden çelişmektedir ve çoğu kimse de bunun farkın­ da değildir. Çünkü yoğun çalışma ve bürokratik kısıtlamalara karşılık olarak, kendisine sunulan; televizyon, otomobil ve seks gibi şeyler ile insan, bu garip karşıtlığın içine yerleştirilmiştir. Çalışma yaşamının güç ve zorlayıcı koşullan kadar, hiç bir şey yapmamak da, insanı bunaltır ve sıkar. Yaşamın dayanılır ola­ bilmesi için, bu iki karşıt özelliğin kombine edilmeleri ve birbir- leriyle dengelenmeleri gerekmektedir. Bu iki karşıt uç, yirminci yüzyıl kapitalizminin yol açtığı bir zorunluluktur. Çünkü siste­ min yaşayabilmesi, bir yandan büyük üretime ve onun için mo­ noton bir grup çalışmasına, öte yandan da üretilen mallann tü­ ketilmesine, y?ni boş zamana ve tüketim eğiliminin artmasına ihtiyaç gösterir.
Günümüzde ise 1. Dünya Savaşı'ndan beri artarak gelişen bir radikal hedonizm eğilimi gözlenmektedir. Gariptir ki, sınırsız doyum ilkesi ile boş zamanlardaki ve tatillerdeki tembellik anlayışı, endüstri çağının disipline edilmiş çalışma dü­zeniyle temelden çelişmektedir ve çoğu kimse de bunun farkın­da değildir. Çünkü yoğun çalışma ve bürokratik kısıtlamalara karşılık olarak, kendisine sunulan; televizyon, otomobil ve seks gibi şeyler ile insan, bu garip karşıtlığın içine yerleştirilmiştir. Çalışma yaşamının güç ve zorlayıcı koşulları kadar, hiç bir şey yapmamak da, insanı bunaltır ve sıkar. Yaşamın dayanılır ola­bilmesi için, bu iki karşıt özelliğin kombine edilmeleri ve birbirleriyle dengelenmeleri gerekmektedir. Bu iki karşıt uç, yirminci yüzyıl kapitalizminin yol açtığı bir zorunluluktur. Çünkü siste­min yaşayabilmesi, bir yandan büyük üretime ve onun için mo­noton bir grup çalışmasına, öte yandan da üretilen malların tü­ketilmesine, yeni boş zamana ve tüketim eğiliminin artmasına ihtiyaç gösterir.
însan doğasını inceleyen ve teorilerine temel olarak bu ger­çeği alan düşünürler, radikal hedonizmin "iyi yaşam”a götüren yol olmadığı konusunda düşünce birliğindedirler. Teorik bir çö­zümlemeye bile gerek kalmadan, çevremize biraz bakınmamız, bize bu "mutluluk avı" çabasının insanları gerçek huzura vardır­ maktan uzak olduğunu kanıtlayacaktır. İnsanların mutsuz olduk­ları bir toplumda yaşıyoruz. Yalnız, çeşitli korkular altında acı çeken, ruhen dengesiz, yıkık ve bağımlı olan bu insanlar, önce bütün çabalarıyla kendilerine boş zaman yaratmaya çalışırlar, sonra da bu zamanı "öldürebildikleri” ya da geçirebildikleri oranda sevinç duyarlar. Ne acı bir çelişki.