Ares ares

Ares ares
@Ates8
Bilim, kendimizi ve başkalarını kandırmamanın en gerçek yoludur.
Hobbes mutluluğun, bir diğer kişiye olan ilgi ve isteğin art­ması (cupiditas) olduğunu söylerken. La Mettrie, mutluluk ha­yali verdikleri için, uyuşturucu maddeler kullanmayı öneriyor­du. Sade ise, şiddete yönelik içgüdülerin var olduklarını ve bunları tatmin etmenin doğru ve yasal olduğunu savunuyordu. Bun­lar, burjuva sınıfının zaferinin yaşandığı bir dönemin düşünürle­riydi. Bir zamanlar aristoktrat sınıfının düşüncelerinde yer alan öğeler, şimdi burjuvazinin teorisini ve pratiğini oluşturuyorlar­dı.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Yaşamın amacının, her türlü insanca ihtiyacın tatmin edilme­si olduğunu savunan teori, Aristippus'tan sonra ilk kez onyedinci ve onsekizinci yüzyıl filozofları tarafından ele alınmıştır. In­cil'de ve Spinoza'da yer alan "ruhun kazancı” kavramı, feodali­tenin yıkılıp, insanların politik tutsaklıktan kurtulmalarından sonra, yalnızca maddesel ve parasal kazançları ifade etmekte kullanılır olmuştu. O dönemde tüm bağlarından, hatta sevgi ve dayanışmadan bile sıyrılan insanlar, her şeyi kendi çıkarları açı­sından değerlendirmeye başlamışlar ve bunun kendilerinden çok şeyler alıp gittiğini farketmeden, varlıklarının arttığına inanır ol­muşlardı.
Bu açıdan bakınca, Epikür'ü radikal bir hedonist olarak ta- nımlayamayacağımız açıklık kazanıyor. Epikür "saf hazzı, ya­ şamın en yüce amacı olarak açıklamıştır. Ama bu haz. onun için acıdan uzaklaşma (aponia) ve ruh huzuru (ataraxia) anlamına gelmektedir. Epikür'e göre, ihtirasların tatmini yoluyla ulaşılan bir doyum, yaşamın amacı olamaz. Çünkü böyle bir hazzı, do­ ğal olarak bir isteksizlik ya da sıkıntı izleyecektir ve bu bizi, ger­ çek amacımız olan acıdan kaçmak, uzaklaşmak hedefinden sap­ tıracaklar. (Bu noktada Freud teorisi ile Epikür’ ün teorisi arasın­ da, önemli benzerlikler vardır.) Epikür'ün düşünceleri günümü­ ze değişik yorumlamalar ile aksedebilmiştir. Bunlar arasında bir uzlaşma yapılabildiği ölçüde, onun Aristo düşüncesine oranla çok daha öznele i (sübjektif) bir görüşü olduğunu söyleyebiliriz.
Büyük Vaad Neden Gerçekleşemedi? Endüstri çağının büyük vaadlerinin gerçekleşememesinin ne­ denlerini, öncelikle endüstrileşme hareketi içindeki ekonomik iç çelişkilerde aramak gerekir. Ama bunun yanı sıra, başarısızlığın yine sistemin kendisinden doğan iki psikolojik kaynağını da açıklamalarımıza eklemeliyiz: 1. Yaşamın tek amacının mutluluk ya da bir başka deyişle, maksimum hazza ulaşmak olarak görülmesi. Bunu, tüm istekle­ rin veya bütün öznel ihtiyaçlann tatmine ulaştırılması (radikal hedonizm) olarak tanımlamak da mümkün. 2. Sistemin kendi varlığını koruyup, sürdürebilmesi için, des­ teklemek zorunda olduğu bencillik, yalnızca kendi çıkannı dü­ şünmek, açgözlülük ve sahip olma ihtirası gibi karakter özellik­ lerinin, uyumu ve barışı sağlayacağı inancı. Radikal hedonizm bilindiği gibi, tarihin çeşitli dönemlerinde, zengin kişiler tarafından uygulanagelmiştir. Roma’lı elit kesim, Rönesans zamanında İtalyan şehirlerinin krallan, onsekizinci ve ondokozuncu yüzyıllarda İngiltere ve Fransa’ daki zengin ve soylu kimseler gibi büyük mal varlığına sahip çevreler, sınırsız harcamalar ile hazzın doruğuna ulaşmaya ve böylelikle yaşam­ larına bir anlam vermeye çalışmışlardır. Ancak belirli kesimler­ 22 Sahip Olmak Ya Da Olmak ce uygulanan yaşama anlam verme çabalan bir örnek dışında, Çin'de, Hindistan'da, Yakın Doğu'da ve Avrupa'da yaşamış olan büyük yaşam ustalannın tanımladığı "mutlu yaşam" kavramını kendilerine çıkış noktası olarak almamışlardır.
Albert Schweitzer 1952'de Nobel Barış Ödülü'nü almak üze­re Oslo'ya geldiğinde, bütün dünyaya şöyle seslenmişti: "Olay­ları oldukları gibi görmeye cesaret edelim. İnsan, insan üstüne yükselmiştir... Ama insanüstü güce erişmenin gerektirdiği, insa­nüstü akılcılığı gösterememektedir. Artık şu gerçeği itiraf etme­nin zamanı gelmiştir sanırım: Üstün insan, gücünün artmasıyla birlikte, gerçekte zavallı ve acınacak insan haline gelmiştir... Uzun süredir anlamamız gereken bu gerçeği, şimdi lütfen kabul edelim. Üstün insan olmakla, gerçekte, insan dışı bir varlık ol­duk biz."