Ares ares

Ares ares
@Ates8
Bilim, kendimizi ve başkalarını kandırmamanın en gerçek yoludur.
Ama tabii ortaçağın 1000 yıl sürdüğünü ve çok daha kısa bir dönemi ifade eden günümüzde olduğu gibi bu bin yıllık dönemde bir yandan iffet gösterilerine, cinsellik karşıtı nevroza veya dünyaya karşı genel anlamda hissedilen nefrete; diğer yandan doğayla ve hayatla rahat bir uyuma rast­ lanabileceğini unutmamalıyız.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ortaçağ daima kadın düşmanı değildir. Kilise Babaları seks konusunda derin bir nefret sergiler -öyle ki bazıları kendilerini hadım ettirirler- ve kadınlara daima günah kaynağı gözüyle bakardı. Bu mistik kadın düş­ manlığı ortaçağ manastırında kesinlikle mevcuttur. Bunun için O don de Cluny'nin (X. yüzyılda) aşağıdaki beyanatını hatırlamak yeterli olacak­ tır: "Vücudun güzelliği tamamıyla ciltten kaynaklanır. Aslında insanlar,Beotya vaşakları gibi içsel bir görüşe sahip olup cildin altında nelerin olduğunu görseler, bir kadının görüntüsü bile onlara mide bulandırıcı ge­ lecektir: Bu kadınsı zarafet balgam, kan, sarı öd ve siyah ödden başka bir şey değildir. Burun deliklerinde, boğazında, kamında nelerin gizlendiğini düşünün: Her yer pislik dolu. Nasıl oluyor da, kusmuğa veya dışkıya par­ mağımızın ucuyla bile dokunmaktan tiksinen bizler, kollarımızın arasın­ da dışkı dolu bir çuval tutmayı arzulayabiliyoruz!" İffetli keşişlerin bu ko­ nudaki düşünceleri de yeterli değildir, çünkü kadınlara karşı en amansız metin, Giovanni Boccaccio'nun XIV. yüzyılda yazılmış Corbaccio eserinde bulunur. Ancak ortaçağ, kadının hem ortaçağ romansı hem de Stilnovo şair­ leri tarafından en tutkulu şekilde yüceltildiği dönemdir aynı zamanda: Dante'nin Beatrice'yi ilahileştirmesi buna örnektir. Burada söz konusu o- lan sadece şiirsel veya din dışı bir hayal gücü de değildir, çünkü manastır çevrelerinde de, krallarla haşır neşir olan ve bilgeliğiyle mistik coşkusun­ dan dolayı kulak verilen Bingenli Hildegard veya C aterina da Siena gibi kişilerin önemini hatırlamak gerekir. Eloisa, hocası Petrus Abelardus'la tensel bir ilişki yaşadığında kendini henüz dini bir yaşama adamamış bir genç kız olarak üniversitede eğitim alıp erkek meslektaşlarının hayranlı­ ğını uyandırıyordu. Bologna
Ortaçağ sadece katılıklardan oluşan bir cağ değildir. Trîstan ve İsolde, Lancelot ve Guinevere, Paolo ve Francesca gibi hikâyeler de bu dö­ nemde ortaya çıkar. Burada aşk sadece ruhsal değildir; duyuların mest olması ve fiziksel temastır; Goliard şairlerinin cinselliği yüceltmesi hiç de iffetli değildir. Yılda bir defa da olsa, halkın en alt tabakalarının kuraldışı davranma izni verilen karnaval gösterileri ne ılımlı ne de iffetliydi; köylülerin alaya alındığı hiciv yazılarında müstehcen terimlerden veya bedensel ayıpla­ rın tasvirinden kaçınılmazdı. Kısacası ortaçağ, erdemli davranış olarak görülen, telkin edilen ve talep edilen ile bazen en ufak bir ikiyüzlülükle bile gizlenmeye gerek görülmeyen gerçek davranışlar arasında sürekli bir çelişkinin yaşandığı çağdır. Mistikler bekâret vaaz edip bunu din adam­ larına şart koşarlar, ama öykü yazarları papazlar ile keşişleri pisboğaz ve ahlaksız olarak tasvir ederdi.
Ancak Arnold'a göre sanat fasa fisodan ibaret değildi; yü­ ce sanat kişinin en derin endişelerine ve gerginliklerine çö­ zümler öneren bir araçtı. Varsın sanat "Daily Telegraph' daki genç aslanların" gözünde elverişsiz olsundu; aslında varlığı­ mızın kusurlarına dair yorumlar ve çözümler sunuyordu bi­ze.
Ortaçağ sadece mistiklerin ve katılık yanlılarının dönemi değildi. Önemli azizlerin ve kilisenin gücünün tartışmasız olduğu, büyük manastır­ların ve kent piskoposlarının büyük nüfuz sahibi olduğu bir dönem olan ortaçağ, sadece katı geleneklerin söz konusu olduğu, fiziksel cazibeye ve özellikle duyusal hazlara tamamıyla duyarsız bir çağ değildir.