Ortaçağ daima kadın düşmanı değildir. Kilise Babaları seks konusunda derin bir nefret sergiler -öyle ki bazıları kendilerini hadım ettirirler- ve kadınlara daima günah kaynağı gözüyle bakardı. Bu mistik kadın düş manlığı ortaçağ manastırında kesinlikle mevcuttur. Bunun için O don de Cluny'nin (X. yüzyılda) aşağıdaki beyanatını hatırlamak yeterli olacak tır: "Vücudun güzelliği tamamıyla ciltten kaynaklanır. Aslında insanlar,Beotya vaşakları gibi içsel bir görüşe sahip olup cildin altında nelerin olduğunu görseler, bir kadının görüntüsü bile onlara mide bulandırıcı ge lecektir: Bu kadınsı zarafet balgam, kan, sarı öd ve siyah ödden başka bir şey değildir. Burun deliklerinde, boğazında, kamında nelerin gizlendiğini düşünün: Her yer pislik dolu. Nasıl oluyor da, kusmuğa veya dışkıya par mağımızın ucuyla bile dokunmaktan tiksinen bizler, kollarımızın arasın da dışkı dolu bir çuval tutmayı arzulayabiliyoruz!" İffetli keşişlerin bu ko nudaki düşünceleri de yeterli değildir, çünkü kadınlara karşı en amansız metin, Giovanni Boccaccio'nun XIV. yüzyılda yazılmış Corbaccio eserinde bulunur.
Ancak ortaçağ, kadının hem ortaçağ romansı hem de Stilnovo şair leri tarafından en tutkulu şekilde yüceltildiği dönemdir aynı zamanda:
Dante'nin Beatrice'yi ilahileştirmesi buna örnektir. Burada söz konusu o- lan sadece şiirsel veya din dışı bir hayal gücü de değildir, çünkü manastır çevrelerinde de, krallarla haşır neşir olan ve bilgeliğiyle mistik coşkusun dan dolayı kulak verilen Bingenli Hildegard veya C aterina da Siena gibi kişilerin önemini hatırlamak gerekir. Eloisa, hocası Petrus Abelardus'la tensel bir ilişki yaşadığında kendini henüz dini bir yaşama adamamış bir genç kız olarak üniversitede eğitim alıp erkek meslektaşlarının hayranlı ğını uyandırıyordu. Bologna