Ares ares

Ares ares
@Ates8
Bilim, kendimizi ve başkalarını kandırmamanın en gerçek yoludur.
Ortaçağ,antikçağın bilimini reddetmedi.Ortaçağın antik dönemlerden kalma dünyanın yuvarlak olduğu kavramını unutmuş ol­duğu (ciddi bilim tarihçileri tarafından bile) öne sürülmüş ve sıradan insanlar bile bu düşünceye rağbet etmiştir. Nitekim bugün bile karşı­mızdaki kültürlü bir insan da olsa, Kristof Kolomb'un Doğu'ya batıdan hareketle ulaşmaya çalışarak neyi göstermeyi amaçladığını ve Salamanca âlimlerinin neyi reddetmekte inat ettiğini sorsak, çoğu durumda ce­vap, Kolomb'un dünyanın yuvarlak olduğuna inandığı ve Salamanca âlimlerinin dünyanın düz olduğuna ve karavelaların kısa bir süre sonra kozmik uçuruma yuvarlanacaklarına dair inancı olacaktır.Kolomb zamanındaki tartışma konusu; Salamanca âlimlerinin hesap­larının Kolomb'unkilerden daha doğru olması ve son derece yuvarlak olan dünyanın Cenevizli dostumuzun sandığından daha geniş olmasından do­layı etrafını gemiyle dolaşmaya çalışmasının anlamsız olacağıydı. Ama tabii ne Kolomb'un ne de Salamanca âlimlerinin Avrupa ile Asya arasında bir kıtanın daha olabileceğinden hiç haberi yoktu.
Reklam
Ortaçağ klasik kültürü görmezden gelmez. Her ne kadar ortaçağda bir­ çok antik dönem yazarının metinleri kaybedildiyse de (örneğin Homeros ve Yunan trajedi yazarları) Vergilius, Horatius, Tibullus, Cicero, Genç Plinius, Lucanus, Ovidius, Statius, Terentius, Seneca, Martialis, Sallustius gibi yazarlar tanınırdı. Bu yazarların hafızada yerinin olması herkes ta­rafından tanınıyor oldukları anlamına gelmiyordu elbette. Bazen bir yazar,çok zengin bir kütüphanesi olan bir manastırda iyi tanınsa da başka yer­lerde hiç tanınmazdı. Ama bir bilgi açlığı vardı ve iletişimin bu kadar zor olduğu (ama göreceğimiz üzere, çok yolculuk yapılan) bir dönemde âlimler değerli elyazmaları bulmak için ellerinden gelen her şeyi yapardı.Ancak klasik yazarların yorumlanma tarzı Hıristiyanlığı temel alan bir yorumlamanın amaçlarına uyarlanırdı.
Bir uygarlık hakkında hüküm verirken sadece ne ol­duğuna değil, ne şekilde temsil edildiğine de bakılmalıdır; aksi takdirde Rönesansı sadece Roma'nın yağmalanması, savaşlar, derebeylerinin cina­yetleri ve katliamları aracılığıyla tanımamız gerekirdi, o zaman da bugün bildiklerimizi bilmez, bu dönemi günümüzde olduğu gibi, Rafael'in Fırın­cı Kadınları'nın veya Floransa kiliselerinin dönemi olarak görmezdik. Kısacası sözde karanlık çağlar Mustarib' Kıyamet Günlerinin, Otto dönemi minyatürlerin, muhteşem Altın Kitaplar'ın pırıl pırıl ışık ve renk dolu görüntüleriyle veya Lorenzetti, Doccio ve Giotto'nun freskleriyle ay­dınlanmıştır. Güneş Kardeş'in aydınlattığı dünya karşısında hissedilen samimi, ne­şe dolu bir ortaçağ için Aziz Francesco'nun Güneş Kardeş'in llahisi'ni okumak yeterli olacaktır.
Ortaçağda ışık konusundaki bu tutkunun kökeninde Platonculuğa ve Yeni-Platon- culuğa kadar uzanan teolojik kavramlar vardı (düşüncelerin güneşi ola­rak İyilik, maddenin karanlığına hâkim olan biçimin renge verdiği sade Güzellik, Tanrı'nın Işık, Ateş, Işıklı Çeşme olarak görüntüsü). İlahiyatçılar ışığı metafizik bir ilke olarak görürler ve bu yüzyıllarda, Arap etkisi altın­da önce optik bilimi, ona bağlı olarak da gökkuşağının ve aynaların mucizesi konusunda düşünceler gelişir. Bu aynalar bazen İlahi Komedya'nın üçüncü kantosunda akıcı ve gizemli bir şekilde belirir; İlahi Komedya da zaten cennetin her katında farklı bir şekilde parlayan, Mistik Gül'ün ışıl­tısına ve ilahi Işık'ın dayanılmaz görüntüsüne kadar uzanan, ışığa adan­mış bir şiirden başka bir şey değildir.
Ortaçağın hayata bakışı sadece iç karartıcı bir bakış değildi. Ortaçağ­da romanesk kilise alınlıklarının Şeytanlarla ve cehennem işkenceleriyle dolup taştığı, bu çağın Ölümün Zaferi'ne dair imgeler açısından zengin olduğu, tövbekârların geçit alaylarının ve dünyanın sonuna dair nevrotik bir bekleyişin çağı olduğu, hem kırsal bölgelerden hem de köylerden akın akın dilencilerle cüzzamlıların geçtiği, edebiyatın sıklıkla cehennem yolculuklarını saplantı haline getirdiği doğrudur, ancak bu aynı zamanda Goliard şairlerinin yaşama sevincini yücelttiği bir dönemdir ve özellikle de ışık çağıdır.
Reklam