Gayet büyük bir haber. İzmir'den, annemden bir mektup aldım. Oranın jandarma kumandanı beni istiyormuş. Annem, bu beyi uzun uzun anlatarak methettikten sonra bu kadar parlak bir kısmeti reddetmenin akla ve mantığa sığmayacağı- nı yazıyor. "Babanla ben kendisini çok uygun buluyoruz, sen de düşün bir karar ver; şimdiye kadar çıkan bütün kısmetle- rini reddetmekte belki mazur olabilirdin fakat artık on dokuz yaşını bitirmek üzere olduğunu unutma. Ben senin yerinde olsam, zaten sıkıldığını her mektupta yazdığın İstanbul'dan kalkar, koşar, İzmir'e gelirdim," diyor.
Ah ya Rabbim, insana en yakınları hatta anası babası bile ne kadar uzak ne kadar ne kadar yabancı... Bunlar anlamıyor, bilmiyor, düşünmüyorlar ki ben böyle parlak denilen kısmet- leri gözüm bağlı kabul edip, onlara hayatımı teslim edemem; bu bey, annemin dediğine göre, "En müşkülpesent kızları bile memnun edecek kadar yakışıklı ve bilhassa mevkii ve istikbali gayet parlak," bir zabitmiş. Evet, düşünmüyorlar ki ben yakı- şıklı, parlak erkek değil, yalnız beni anlayacak, hassas, ince bir kalp sahibi bir erkek istiyorum; bilmiyorlar ki benim aradığım, istediğim servet ve güzellik değil, yalnızca ve yalnızca ruhtur.