Meselâ: Hasta bir çocuk çağırır: "Yâ Hekim! Bana bak.” Hekim: "Lebbeyk” der. "Ne istersin" cevap verir. Çocuk: "Şu ilâcı ver bana" der. Hekim ise ya aynen istediğini verir yahut onun maslahatına binaen ondan daha iyisini verir yahut hastalığına zarar Olduğunu bilir, hiç vermez. işte Cenab-l Hak, Hakîm- I Mutlak hazır, nâzır olduğu için, abdin duasına cevap verir
Dua da hasta bir çocuğun ilaç istemesi gibidir. insan, dua ederken neyin iyi, neyin kötü olduğunu bilmeden ister. Ettiği dua, belki de imanını kaybetmesine sebep olacak bir talep olabilir; buna rağmen yine de ister. Dilden sürekli "Bana illa bu işi ver. Bana bu eşi ver. Bana, bu üniversiteyi ver." gibi dualar dökülür. Kişi, isteklerinin kendisi için faydalı mı zararlı mı olacağını bilemez. Allah(cc) ise kulunun bu dualarına üç şekilde cevap verir: Ya aynen istediğini verir ya onun yararına binaen ondan daha iyisini verir ya da ona zarar vereceğini bildiği için hiç vermez. Bu noktada, Allah'a(cc) tam manasıyla teslim olamayan insan, neticeden memnun olmaz.
Hekim, hikmetle iş gören kişidir. Bir çocuk, ilacın rengine ve tadına gore ister; ancak hikmetle iş gören hekim, ona ihtiyacı olanı verir. Çünkü hekim, hastanın vücudunu hastadan daha iyi bilir ve ona göre muamele eder. Allah(cc) da Hakîm-i Mutlaktır; kulunun istikbalini ondan daha iyi bilir ve hikmetle iş görür. İnsan, nasıl ki güvendiği doktora gönül rahatlığıyla teslim oluyorsa, Allah'a(cc) da güvenip O'nun(cc) hükümlerine razı olmalıdır. Ancak çoğu insan, yazdığı ve yarattığı kadere iman etmesine rağmen teslim olmaz; kaderi tenkit eder ve ısrarla farklı şeyler ister...