Türk hafif süvari askeri kendisini zorlukla taşıyan küçük bir atın üzerinde görev yapıyordu. Bu durum atın küçük olmasından değil, çok bakımsız olmasından kaynaklanıyordu. Zavallı atın arpa parası albayın cebine, örtü takımı
da hizmetçi ve çubukçuların döşek yüzlerine gittiğinden, hayvana deri ve kemiklerinden başka bir şey kalmıyordu. Bu "zavallı yaşlı atlar"ın görüntüsünden daha sefil bir şey olamazdı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Konsolosluk hizmetleri konusunda bütün milletler arasında en iktisatlı davrananlar Amerikalılardır; Levant'ta (pek azı gerçek Amerikalı olan) Amerikan konsolosu demek, aşağılık bir Yahudi tacir demektir.
Türkiye'deki konsolosluk ağının muazzam öneminin asla tam olarak anlaşılmadığını
sanıyorum. Becerikli bir tacir veya avukat, Avrupa limanlarında çok güzel görev yapabilir. (Kendi haline bırakılırsa birçok
zafiyeti ve düzensizliği nedeniyle Rusya'nın yayılma siyasetinin iştah açıcı bir nesnesi haline gelecek ve bu nedenle bizim milyonlarca sterlin daha harcamamıza sebep olacak olan) bu
imparatorlukta reform yapacaksak, bir konsolosun görevi konusunda daha yüksek ölçütler benimsemeliyiz.
ölçütler içinde Türk barbarığına İngiliz uygarığı aşılamak için Levant tüccarlarına görev vermek bulunmamalıdır.
Edirne Anlaşmasındaki bir madde ile Türk, kendisine rağmen daha toplumsal
olmak zorunda kaldı; bu madde, onu yakalayıp zor kullanarak insanlığın büyük ticaret ailesinin bir ferdi yaptı. Sonuçta,
geçen dört yüz yıl içinde bir İmparatorluk başkenti olmaktan küçük bir balıkçı kasabası durumuna düşen Trabzon, hızla gelişen bir liman oldu.
Bu tarikatlar mensupları her defasında, saşalı surette ayinlerini icrada serbest ve muhtar oldukları idare zamanlarında bile, bu idareler, bunları idareye tabi bir zümre
olarak saymamışlar, bunların mevcudiyetlerinden dahi kuşkulanmışlardır. Bu kaygı ve kuşkulanmayı izole eder görünmek için tarikat idarecileri başta sultan olmak üzere bütün sultan aile ve efradını
ve mahallerin en büyük idari ve askeri amirlerini kendi tarikatlarına
fahri olarak da olsa üye celbine gayret etmişler, memleket varlıklıları da bu tarikatları halkı daha merhametsizce sömürmeyi sağlamak için kendi emellerine alet etmeyi düşünmekten kurtulamamışlardır.