Gözlerimi kapar, eskiden tanıdığım hazza boş yere ulaşmaya çalışırdım. Sanki o noktayı artık hiç bulamayacakmışım, ya da benim, varlığımın bir parçası gitmiş de geri dönmeyecekmiş gibi gelirdi.
senin bu gömlek
senin bu pantolon
artık yalnızca eşyaların
artık yalnızca eşyalarını sevebilirim
artık yalnızca eşyalarınla ağlıyoruz
en fazla seni özlüyoruz
bunu komşular da öğrendi
ziyaretçiler de öğrendi
bir sen..
bütün aşk şarkılarını söylerdin
bütün aşk şarkıları sana yazılırdı
fakat artık sen yoksun
ölüm koynuma sokulsun, beni soksun,
zehirle beni ey peygamberim!
tanrısıyla sevişen peygamberlere kitap iner
tuvalette bıraktığın atleti buldum!kokladım! köpekler gibi kokladım!
yola çıkıp kokunu aradım izini bulurum diye!gittin! inanılmaz!
senden bana seken bir yürek
ki yürekler zaman zaman dengesini kaybeder
senden bana yansıyan bir ışık ki ışıklar küstüler mi bir daha barışmazlar
senden bana damlayan bir çiy tanesi
ki çiy taneleri daima acıya müdahale ederler
oysa ısrarlı bir çocuk gömleği var bu gece üstümde
siyah, cepsiz, buruşuk ve kirli
komşularım senin hakkında konuşmuyorlarbaşlar öne eğik, dudaklar bükük, omuzlar çökmüşresmini indirdim duvardan, adını unuttum ne tuhaf!karakolda kaydın yok! hastanelerde yok!
mezarlıklarda yok!
bir gecede hazırlanip bir gecede gittin!
gittin!
bana bir gece birakıp yanına bir gece alıp da gittin!
ben de mi gitmeliydim
gittin! inanılmaz!yürüdüm! bir kentten bir başka kente yürüdüm!
sana abi diyecektim, dedirtmedin
sana oğlum diyecektim, dedirtmedin
eve gelen ziyaretçiler üzülmüştü
bunun için ağlamıştık, komşular bizi şikâyet etmişti
bize gül getirmişlerdi
bize üzüm getirmişlerdi
bunun için ağlamıştikbizi kendimize getirmişlerdi, bunu biliyorduk
senden bana seken bir yürek
ki yürekler sarı samandan hatıra defterleridir
senden bana yansıyan bir ışık ki ışıklar el ele tutuşup geri çekilirler
senden bana damlayan bir çiy tanesi
ki çiy taneleri ancak biri öldü mü dağılırlar sessizce