Biri felsefenin kendisine ne kazandırdığını sorunca, Kinik Diogenes şöyle cevap verdi:Hiçbir şey değilse bile, talihin her durumuna karşı hazırlıklı olmayı..
Tepeden tırnağa zehre bulanmış kindarlığınız beni en iyiden caydırmayacak ve başkalarına saçtığınız ve hatta kendinizi öldürürken kullandığınız bu zehir bile beni, yaşamadığım ama yaşamam gerektiğini bildiğim o yaşam tarzını övmekten, erdeme tapmaktan ve uzun bir süre sürünsem de onun izinden gitmekten bir an olsun alıkoyamayacak.
Sayfa 25 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Behçet Aysan’ın Düellosu, insanın kendisiyle, hayatla ve adaletsizlikle yaptığı uzun bir hesaplaşmanın şiirle vücut bulmuş hâli. Şair, sözcükleri birer mermi gibi değil; birer yara izi gibi kullanıyor. Her dize, hem kişisel hem toplumsal bir acının yankısı.
Aysan’ın şiirinde sessizlik bile konuşuyor. Bir yanda aşkın ince sızısı, bir yanda dünyanın sert yüzü… “Git dersen giderim, kal dersen kalırım” derken bile bir teslimiyet değil, derin bir direnç gizli. O, duyguyu büyütmeden ama saklamadan anlatıyor. Ne fazlası var ne eksiği.
Şiirlerinde sade bir dil, yoğun bir duygu var. Sokaktaki insanın sesiyle yazılmış ama bir filozofun derinliğiyle düşünülmüş dizeler bunlar. Her kelime sanki içimizdeki suskun tarafla düello ediyor.
“Düello” sadece bir şiir kitabı değil, vicdanla yapılan bir yüzleşme. Okudukça kendi iç savaşına, kendi “düello”na tanık oluyorsun. Aşkın, kaybın, umudun ve direncin iç içe geçtiği bir yer burası.
Behçet Aysan’ı okumak, acının içinden güzelliği çekip çıkarmayı öğrenmek gibi. Yavaş, derin, yakıcı ama iyileştirici.