"acemi şairim gökdelenin elli ikinci katında göğe
bakmak zor gelir
bedevi değilim güneşi sırtlanamam bana farzlar da çok
gelir
dudaklarım titriyor zemheride gül ararken dua ediyor
değilim
hem dualar ankâdır hangi dudağa konacağını bilir
(...)
boğulmuş kelimelerle seni nasıl anayım bir soluk medet
yüzlerim çıkarmakla bitmiyor bir insan yüzü medet
elbisem yamalı değil kalbimde binlerce çaput
dalgalanıyor
kralım tebam yok tebayım sultanımı kaybettim bir sultan
medet
medet ki ille de bir şey söyleyeceksem doğruyu söyleyeyim
karşımda titreyenleri teskin edeyim ben kral değilim
titreme!"
Naatın Kıyısında /Ali Ural
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
XIX. yüzyılın ortalarından itibaren gelenekle irtibatını zayıflata zayıflata, dönem dönem de inkâr ve düşmanlıkla yürüyen Yeni Türk Edebiyatı, şiir vadisinde na't geleneğini de alt üst etti.
Teşbihte hata olmasın, bu satırların aciz yazarının yarın ahirette o Kâinatin Efendisi Peygamberi'ne olanca samimiyetiyle çam sakızı kabilinden bir hediye olarak sunacağı bu "şeycik" de Abdullah bin Nuayman'ın bir sepet turfanda meyvesinin kırıntısı kabilinden bir değere ve iltifata ola ki mazhar olur umudu bu acizin iki cihanda da hayatına anlam katacak bir mutluluk vesilesidir.