Bağışlanan düşman bize musallat olur ve ket vurur, bilhassa da artık ona lanet okumamaya karar verdiğimiz zaman. Üstelik ancak onun düşüşünün seyrine katılırsak, bize alçaltıcı bir sonun gösterisini, ya da en yüce barışma fırsatı olarak cesedinin manzarasını sunarsa her şeyini affederiz.
UYKUSUZ gecelerimizin büyük bir bölümünü, düşmanlarımızı parçalamayı, gözlerini ve bağırsaklarını çıkarmayı, her bir organlarını ayağımızın altına alıp ezmeyi, iyilik olsun diye de onlara iskeletlerinin tasarrufunu bırakmayı düşünerek geçiririz. Bu tavizi verince sakinleşiriz ve yorgunluktan bitip tükenmiş bir halde uykuya dalarız. Onca gözü dönmüşlük ve titizlikten sonra hak edilmiş bir istirahattir bu. Kaldı ki bir gece sonra ameliyata tekrar başlayabilmek, kasap bir Herkül’ün bile cesaretini kıracak bir meşgaleye yeniden girişmek için kuvvet toplamamız gerekmektedir. Orası muhakkak ki düşman sahibi olmak bele; bir iş değildir.
Gündüzleyin fena eğilimlerimizin ortalıkta at oynatmasına izin verebilseydik, gecelerimizin programı daha az yüklü olurdu. Mutluluğa olmasa bile dengeye ulaşmak için, hemcinslerimizin epey bir kısmını tasfiye etmemiz, o çok şanslı ve çok uzak atalarımızı örnek alarak katliamı gündelik bir pratik haline getirmemiz gerekirdi. Mağara devrindeki düşük nüfus yoğunluğu onlara sürekli birbirini boğazlama imkânını pek vermediği için, o kadar da şanslı olmadıklarını ileri sürerek karşı çıkanlar olacaktır. Öyle olsun! Ama telafi yolları vardı, bizden daha kısmetliydiler: Günün istedikleri saatinde ava gidiyor, vahşi hayvanların üzerine çullanıyorlardı; vurdukları yine türdeşleriydi. Kana aşinaydılar, taşkınlıklarını zahmetsizce yatıştırabiliyorlardı. Yırtıcılığımızı denetlemeye ve frenlemeye, onun içimizde acı çekip inlemesine ses çıkarmamaya mahkûm olan; uygun zaman kollamaya, intikamlarımızı geciktirmeye ya da onlardan vazgeçmeye zorunlu kılınmış olan bizlerin aksine, kıyıcı maksatlarını gizlemeye ya da bunlardan feragat etmeye hiç ihtiyaçları yoktu.
Tanınmış olmanın ne hayrı var? Filanca bilge ya da falanca çılgın, bir Marcus Aurelius ya da bir Neron bizi tanımadıktan sonra... Nice ilahımızın gözünde hiçbir zaman var olmuş olmayacağız, adımız kendimizden önceki yüzyılların hiçbirini allak bullak etmeyecek; sonradan geleceklerin de ne önemi var? Ebediyet delisi için, geleceğin, zamanın o yarısının ne önemi var?