**“Günler bir tren gibi geçiyor, bir kitap gibi sessizce bitiyordu. Geriye yalnızca anılar kalıyordu.
Anılar, yok olacaklarını bile bile, zamanın derinliğine tutunarak parmak uçlarına basıp gidiyordu.
İçimizdeki boşluklar büyüyor, hasret yüklü kalemler gecelerin koynunda hoyratça yanıyordu.
Kelime üşüyor, dize üşüyor, devrik cümleler boğazına kadar hüzne batıyordu.
Gökyüzüne miras kalan kara dumanlar yavaşça dağılıyor,
elleri toprak kokan coşkudolu çiçekler, gün yüzü görmemiş toprağın avucunda yeşeriyordu.
Acılar paylaşıldıkça çoğalıyor, mutluluklar paylaşıldıkça azalıyordu.
Ve herkes, kendi hâlinin çekirdeğinde yaşıyordu.”**
Her insanın içinde iyi bir yer vardır, bozulmamış bir saflık, her şeye rağmen bir parça masumiyet. Bilmiyorum, belki yine aptalca bir iyimserliğe kapılmıştım.”