Josef K. sıradan bir banka memurudur. Otuzuncu yaş gününün sabahında, hiçbir açıklama yapılmadan tutuklandığını öğrenir. O güne dek düzenli ve sorunsuz bir hayat süren K., kendisini bir anda absürt bir adalet sisteminin içinde bulur. Tutuklandığını söyleyen adamlar, onu hiçbir yere götürmez, yalnızca izlenmeye devam edeceğini belirtirler. Bu olay K.’nın hayatını tamamen değiştirir; artık her hareketi ve sözü bir soru işaretine dönüşür.
Başlarda bu durumu ciddiye almayan K., kısa süre sonra mahkemeye çağrılır. Duruşma garip bir binanın çatı katındaki kalabalık bir odada gerçekleşir. K., suçsuz olduğunu savunsa da, karşısındaki kişiler ne onu gerçekten dinler ne de net bir cevap verir. Herkesin rollerinin belirsiz olduğu bu mahkeme, giderek onu çaresizliğe sürükler.
K., dava sürecinde işini aksatmaya başlar. Amcasının yönlendirmesiyle Avukat Huld’dan yardım alır. Ancak avukat, daha çok sistemin içinden biri gibidir ve hiçbir gerçek savunma sunmaz. Huld’un yanında çalışan Leni adlı kadın K.’ya ilgi duyar ve onunla yakınlaşır. Fakat bu yakınlık da K.’nın kafasını daha da karıştırır. Olaylar ilerledikçe K., davanın hiçbir zaman adil yürütülmeyeceğini ve sistemin adeta kendi başına yaşayan, bireyi ezmeye programlanmış bir yapı olduğunu fark eder.
Umudunu kaybetmeye başlayan K., sistemin içine daha fazla gömülür. Ressam Titorelli ile tanıştığında, davanın sonuçlanmasının üç farklı şekilde olabileceğini öğrenir: tam beraat (neredeyse imkânsız), sözde beraat (geçici), ya da dava sürecinin sonsuza dek sürmesi. Bu seçenekler K.’nın içinde bulunduğu çıkmazı daha da belirgin hale getirir.
Bir gün bankanın deposunda, ilk gün onu tutuklayan memurların cezalandırıldığını görür. Bu olay, sistemin kendi içinde de ne kadar çarpık olduğunu ve mantıksız bir düzende işlediğini