Sizce önce yabancı(albert camus)'yı mı yoksa dava(kafka)'yı mı okuyayım ?😊

Acemi Okur, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

Kadı, babasının (azatlı köle ise eski efendisinin) ve nesepten birinci derecedeki yakınlarının taraf olduğu davada hüküm veremez. Buna karşılık hasta, aç ve aşırı yorgun değilse hiçbir dava ve müracaatı reddedemez. Her iki tarafa da (Müslim, gayrimüslim - kadın, erkek) eşit şekilde muamele etmek zorundadır. Eşitlik prensiptir. Tarafların öneri, ifade ve cümlelerini dinlemekten ve nazar-ı dikkate almaktan kaçınamaz. Kimseye kaba davranamaz ve şahitlere cevap ve ifade teklif edemez. Bu konuda fukaha kadı'nın yargılama esnasındaki davranış ve etiketini ayrıntısı ile belirtmişlerdir. Buna göre, kadı adaleti uygularken en iyi ve temiz bir şekilde giyinmeli, laubali bir biçimde oturmamalı, taraflarla katiyen selamlaşmamalıdır. Şahit selam verirse selamını iade eder. Kadı taraflardan biriyle, dava konusu dışında konuşamaz, işaretleşemez, sessizce konuşma ve latife etme gibi fiillerde bulunamaz. Taraflardan birine ziyafet vermesi veya ziyafete icabeti de yasaktır.

Hukuk ve İdare Adamı Olarak Osmanlı Devleti'nde Kadı, İlber Ortaylı (Sayfa 73)Hukuk ve İdare Adamı Olarak Osmanlı Devleti'nde Kadı, İlber Ortaylı (Sayfa 73)
İllâmânâ, Şiir Defterinden Kırk Şair'i inceledi.
 2 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde

Her biri yoksulluk, zindan, mücadele fakat taviz veremedikleri istikrar ile düşünce ve zikir doğrultusunda yeniden doğmuş, bambaşka minvallere evrilmiş kıymetli şahısları değerlendirmeye tâbi tutmak hiçbir vakit haddim değildir ve olamayacaktır. İcraatım olsa olsa kitabın bütününe ve muhtevasına dair fikir beyanıdır.

Yazdıkları yaşadıklarına denk düşmüş yürekler bilirim. Aydınlık mefkuresine başka başka öz, isim, biçem fakat müşterek bir başlık ile yol olmuş; kelamlarında yansımalarımızı bulduğumuz, karanlıklarımıza ayna tutmuş yüreklerdir bunlar. Karanlıkları hatmetmiş, o renkte dirilmiş ve bu diriliş öyküsünü satırlarına içtenlikle işlemiş... İçtenliğin büyük gerekçe ve bilince dayanak oluşu, işlemedeki meziyetin bir alametidir ayrıca.

Bu eserle sözlü edebiyat geleneğimizin mümessili Karacoğlan'dan tutun da 18. yüzyılın edebi şahsiyetlerinden, şiirlerinde özünü ön planda tutan Nedim'e; ilmi şiirin esası kabul eden, Azeri asıllı Fuzûlî'ye; Orhan Veli'ye, Ahmet Hamdi Tanpınar ve onun gibi birçok isme de hocalık etmiş, İstanbul aşığı Yahya Kemal'e; iki arkadaş Ziya Osman Saba ve Cahit Sıtkı'ya, Erganili Diriliş Şairi Sezai Karakoç'a, Mihraban'ına sevdalı Abdurrahim Karakoç'a, Sabahattin Ali'ye, Necip Fazıl'a, Nazım Hikmet'e ve diğerlerine varıncaya kadar duruşlarıyla zamanla aralarındaki mesafeyi daraltmış pek çok cüretkâr yiğidin hayatını tanıma fırsatı buldum.

Mahrumiyetlerini meziyete, emeğe dönüştüren; yaşadıkları elem verici ıstıraplara hiçbir cümle ve kitapla aşina olamayacağımız bu dava adamlarının fikrî yapılarının farklı oluşu zenginlikten başka hiçbir haslet barındırmamaktadır. İşin edebi boyutunda kanaat getirdiğim budur. Her yazarın/şairin hikayesini onlara meftun, yazdıklarını özümsemiş ve anlamak gayesiyle kitaba misafir etmiş, birbirinden renkli kâşiflerin izlenimleriyle seyahat ettim. Eserden keyif aldım. Okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar dilerim.

Gene tehir etme üç ay öteye,
Bu dava dedemden kaldı hâkim beğ.
Otuz yıl da babam düştü ardına;
Siz sağ olun, o da öldü hâkim beğ

Keşife-meşife, damgaya, harc'a
Kanımız kurudu harca da, harca..
Sayenizde avukatlar yıllarca,
Fakiri yoldu da yoldu hâkim beğ.
A. KARAKOÇ

Ey Sevgili !
Yıllardır içimde beslediğim umut
Kuytu düşlerimde saklı,
Patikalar çizdim yollarına
Tekrar tekrar istedim seni
Vazgeçmek kolay
Aklıma gelince
Vazgeçmenin mümkünatı yok
Yıllar geçti,
Mevsimler değişti,
Nice kuşlar göç etti,
Dünya döndü,
Her şey değişti
Bir tek içimdeki sen değişmedi
Şiirim oldun kafiyesiz
Hasretinle hüküm sürüyorum,
Gözlerinle hayata tutundum,
Parkta bir çocuğun gülüşünde hatırladım seni
Masum yalın ayak,
Bilmediğim çiçeklerde kokladım seni,
Bu bekleyişler uzamasın,
Bir çınar ağacına yaslandım,
Güvenimi, inancımı, sevgimi teslim ettim
O ağaç hiç kurumasın,
Sahip çıkarım sorun değil
Peki ya
O,
Gölgesinden pay verir mi bana ?
Ona baktığım gibi
Oda,
Bakar mı bana ?
Bir gün beni hatırlarsan
Bir çınar ağacında beni bulursun
Gövdesi kadar direncim,
Ömrü kadar sevdam,

Mütemadiyen sürecek bu dava.

Özgürce, bir alıntı ekledi.
10 saat önce · Kitabı okuyor

Artık sende bir kapitalistsin.
Pablo " Ben bu atları her zaman dava için kullanırım."
"Pek ender," dedi Anselmo azarlarcasına. " Benim düşünceme göre pek ender. Çalmak için evet. Yemek için evet. Öldürmek için evet. Kavga için hayır. "
"Sen dili yüzünden başı derde girecek bir yaşlısın."
"Ben kimseden korkmayan bir yaşlı adamım." dedi Anselmo ona. "Ayrıca atları da olmayan bir yaşlı adamım."

Çanlar Kimin İçin Çalıyor?, Ernest Hemingway (Sayfa 30 - Cem Yayınevi)Çanlar Kimin İçin Çalıyor?, Ernest Hemingway (Sayfa 30 - Cem Yayınevi)
NigRa, bir alıntı ekledi.
14 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Ben, Mümtaz daima kadınlarımızın hürriyet noksanından şikayet ettim. İçtimaî bir dava peşinde koşsa idim koşacak içtimaî bir dava arasa idim, muhakkak bunu seçerdim.

Suat’ın Mektubu, Ahmet Hamdi Tanpınar (Sayfa 93)Suat’ın Mektubu, Ahmet Hamdi Tanpınar (Sayfa 93)
Mehmet Kymz, bir alıntı ekledi.
15 saat önce

Dava
Benim gözümdeyse adam öldüren her dava cazibesini yitiriyor. Ne denli güzel olursa olsun, çirkinleşiyor, bozulup alçalıyor. Ölümle ittifak yapan hiçbir dava haklı olamaz.

Semerkant, Amin Maalouf (Sayfa 122 - YKY)Semerkant, Amin Maalouf (Sayfa 122 - YKY)

Necip Fazıl Fazıl Kısakürek
"Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!"