"Kafka'nın Dava'sını okudunuz mu?" diye sordu. "İşte öyle ... Sebepsiz bir kabus, anlamsız bir dava.
Bir sabah uyandık, suçluyduk; neden, nasıl, bilmeden."
Eski Yunun’da sofistik mantık, yani mantıkta çıkmaz sokak açma ustalarından birine bir genç başvuruyor:
– Senden avukatlık dersi almak istiyorum. Fakat ders ücretini ödemeye param yok... İleride kazanacağım ilk dâvadan ödenmek üzere beni talebeliğe kabul eder misin?
Hoca bu teklifi memnunlukla kabul ediyor ve iki tuğla üzerine birer senet yazıp ahidlerini vesikalandırıyorlar.
Genç, mükemmel bir avukat... Fakat hocasının borcunu bir türlü ödemiyor.
– Niçin ödemiyorsun borcunu?
– Henüz bir dâva kazanabilmiş değilim de ondan...
Hoca mahkemeye başvuruyor ve ilk sözü şu oluyor:
– Bu dâva, esasından temelsizdir ve mahkemenin ona göre karar vermesi lâzımdır. Şöyle ki, borçlum bugüne kadar hiçbir dâva kazanmadığını iddia edecek ve belki de doğruyu söyleyecektir. Halbuki işte şu ânda bir dâva üstünde bulunuyor. Eğer kaybederse kaybettiği için, kazanırsa da ilk dâvasını kazandığı için ödemek zorunda... Yani her halûkârda ödeyecek. Öyleyse bu vaziyette hemen borcunu ödemesi ve muhakemenin düşmesi gerekir.
Gencin cevabı:
– Benim hocam sahte mantık ışıkları altında eşyayı çarpık gösteren bir hüner sahibidir. Gerçekten bu mahkeme yersiz ve temelsizdir. Zira kazancak olursam borcumu ödememek kararı alacağım için, kaybedersem de kaybettiğim için ödemeyeceğim. Yani her halûkârda ödemeyeceğim!
Muhakame lüzumsuzdur.
”Vallahi amcacığım, bu dava yeter gitmem için güneşi sağ elime ayı da sol elime verseler, ya ben bu uğurda ölmedikçe ya Allah beni Galip kılmadıkça davamdan vazgeçecek değilim!”