Geceyanısı. Kuzeyde bir uydu kentteki Feşmekan adlı pavyona vardılar. Otoparkın önünde Murat cep telefonuyla Canan Sinan'ı aradı. Dahą doğrusu kadın'ın telefonunu 3 kez çaldırdı. Esasen biyolog olan Canan Sinan, Kesikbaş Belediyesi'nin veterinerlik biriminde şef. 44 yaşında çoluk çocuk sahibi bir akademisyenken, cinsiyet değiştirip yepyeni bir hayata başlamış. Adını da Sinan Canan'dan Canan Sinan'a çevirtmiş. Bilimin sihirli değneğiyle evrimi hızlandırıp rayından çıkartmış bir bakıma.
Şunlar da Levi-Strauss'tan: "Kültür belli bir uygarlıktaki insanların dünyayla kurduğu ilişkilerin toplamından oluşur. Kültür düzen yaratır. Toprağı ekip biçer, yollar yaparız. Nesneler icat eder, imal ederiz. Toplumlar ise entropi üretirler. Güçlerini dağıtır, toplumsal çatışmalar, siyasi mücadeleler ve bireylerde yarattığı ruhsal gerilemelerle kendi kendilerini tüketirler. Baştaki temel alınan değerler yozlaşır. Toplumlar çatılarını gitgide kaybeder, darmadağın olur ve bireylerin yerini kimliksiz atomlar alır." (Claude Levi-Strauss, Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji, çev. Akın Terzi, Metis Yayınları, s. 65.)
"Özür dilerim. Dilim sürçtü. Bir yumurta demek istiyorum. Ama bu dil sürçmesi bir şey öğretiyor ve görüşümü kanıtlamama yardımcı oluyor. Çünkü bir bakıma herkes yumurtadır. Varızdır ama kaderimizde yazılı olan biçimi henüz almamışızdır. Tepeden tırnağa olasılığızdır, henüz gelmeyen şeyin örneğizdir. Çünkü insan kovulmuş bir yaratıktır, bunu Tekvin'den biliyoruz. Humpty Dumpty de kovulmuş bir yaratıktır. Duvardan düşmüştür, kimse onun parçalarını yeniden bir araya getiremez, ne kral, ne kralın atları, ne de kralın adamları. Ama şimdi hepimiz bunu sağlamaya çalışmalıyız. İnsan olarak görevimiz bu: yumurtayı yeniden tek parça haline getirmek. Çünkü hepimiz birer Humpty Dumpty'yizdir efendim. Ona yardım etmekle kendimize yardım etmiş olacağız."
Anımsayabildiği kadarıyla böyle bir deneyim hakkında en eski bilgi Herodot'un yazdıklarında bulunuyordu; Mısır Firavunu Psamtik, MÖ yedinci yüzyılda iki bebeği böyle dış dünyadan ayırmış ve onlara bakan hizmetçiye çocukların yanında tek bir sözcük bile etmemesi emrini vermişti. Herodot'un antattığına göre, ki kendisi güvenilmez bir vakanüvis olmakla ünlüdür, çocuklar konuşmayı öğrenmişler, ağızlarından çıkan ilk sözcük de Frigya dilinde ekmek olmuş. Ortaçağ'da, Kutsal Roma İmparatoru II. Frederik,
aynı deneyi yinelemişti, benzer yöntemler kullanarak insanın gerçek "doğal dili"ni keşfetmeyi umuyordu, ama çocuklar hiç konuşamadan ölmüşlerdi. Son olarak, ki kuşkusuz bir söylentiydi bu, on altıncı yüzyıl başında Iskoç Kralı IV. James, aynı biçimde tecrit edilen İskoç çocuklarının sonunda "son derece iyi İbranice" konuştuklarını iddia etmişti.