“torunlarına miras bıraktığı kanlı kaftanlarını
basarak bağrımıza ata yadigarı olan
büyüklerimiz öyle olmamızı beklerdi genç nesillerden isterdi geçmişimize karşı husulu
üzerimizde bir baski olsa da bu hurda istek
tüm göçebe, hanedan, halife, sultan, çelebi ahlakını Söğüt’ten mi başka bir ücra köyünden mi kalkışıp Bursa'nin hurma ve palmiye yağıyla ovulmuş
sakala inci dizecek cömertliğe ulaştırdıklarını
Devlet-i Osmani'yi ayet yüzlü oğlanlara koklattıklarını
efendilerimizin ki
elbette tadacaklardı safasını
tattıkları gibi cefasını savaşların
balyan efendi' nin inşa ettigi
narbülbüllü bahçelerinde
denize nazir sarayların
ve elbette acımasızdılar göz diktikleri topraklara karşı duracak küffarın şövalyelerine
alınlarından sarkan terden dikilmis mezar taslari
tanıktır her birinin
ak atın üstünde binip en önünde ordunun
gökleri yarıp kosan ölüme...”
― Leylâ Erbil, Kalan