Roland’ın kürenin içindeki deneyimlerinden sonra beklenenin aksine bir rahatlama değil, derin bir iç çatışma sunarak hikâyeyi bambaşka bir noktaya taşıyor. Etrafında kutlamalar, umut verici gelişmeler ve “her şey yoluna girdi” hissi olmasına rağmen Roland’ın depresif ve sorgulayıcı hâlini koruması, anlatıya ciddi bir derinlik katıyor. Çünkü karakter, yaptığı hatanın farkında; asıl mesele bununla ne yapacağını henüz tam olarak kabullenememiş olması. Korkuyor ve bu korku, onun karakter gelişiminin en güçlü yapı taşlarından biri hâline geliyor.
Bu noktada Roland, ne yapmak istediğini artık daha net bilen biri gibi dursa da hikâye sürekli arka planda işleyen sinsi planlarla bu netliği sabote ediyor ve okuru tetikte tutuyor. Bu açıdan bakıldığında anlatı, durağanlaşmak yerine giderek daha katmanlı bir hâl alıyor.
Kişisel olarak en keyif aldığım bölümler, Alieen merkezli kısımlar oldu. Özellikle final sayfaları duygusal anlamda oldukça etkileyiciydi; tempo yükselirken anlatım adeta akıp gidiyor. Yalan söylemeyeceğim, o anlarda gözden bir damla yaşın süzülmesi hiç de şaşırtıcı değildi. Yine de günün sonunda Roland’ın farketmeden aldığı kararın sonucu ağır oluyor ve hikâye “şimdi ne olacak?” sorusunu çok güçlü bir şekilde ortada bırakıyor.
İyi okumalar dilerim
Elimle nişan almıyorum. Eliyle nişan alan annesinin yüzünü unutur.
Ben gözümle nişan alırım.
Silahımı elimle ateşlemem. Silahını eliyle ateşleyen annesinin yüzünü unutur.
Ben aklımla ateşlerim.
Silahımla öldürmem. Silahıyla öldüren annesinin yüzünü öldürür.
Ben yüreğimle öldürürüm.