Masumiyet Müzesi — Orhan Pamuk
Kitabı bitireli birkaç gün oldu ama hislerimi ve kitapla ilgili düşüncelerimi toparlamak ancak bugüne nasip oldu. Birkaç gündür zihnimde bu hikâyeyi, karakterleri ve bende bıraktığı duyguyu düşünüyorum.
Kemal’in yaşadıklarını ben “büyük bir aşk” olarak görmedim. Bana göre bu, zamanla derinleşen bir sevgi değil; giderek büyüyen bir takıntıydı. Bir insanın, sevdiği kadının dokunduğu eşyaları saklaması, onlarla avunması, hatta hayatını bunun üzerine kurması… Bunlar aşk mı, yoksa vazgeçememenin başka bir adı mı — okurken sık sık bunu düşündüm.
Füsun’un henüz 18 yaşında oluşu ve çoğu zaman bir karakterden çok bir arzu nesnesi gibi anlatılması beni rahatsız etti. Öte yandan Füsun’a da kızdım; kendi ayakları üzerinde duramaması, Kemal’i zaman zaman kullanması ve iki hayatı da yavaş yavaş tüketmeleri… Bu hikâyede kimse gerçekten masum değildi.
Kitap beni ilk sayfalarda içine çekti, ortalarda yer yer zorlandım ve sıkıldım, sonlara doğru ise yeniden hızlandı.
“Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.” cümlesi gibi beni en çok etkileyen ise şu oldu:
“Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım.”
Genel olarak hikâyeden çok etkilenmedim ama Orhan Pamuk’un dilini gerçekten çok beğendim.