“Bir kedi aradı gözüm. Yaşamın alelade şekilde sürdüğüne dair bir hatırlatma olacaktı bir kedi. Herkes gitse de bir kedi kalırdı civarda mutlaka. Hiçbir şey olmamış gibi şuracıkta oturup dünyanın ıssızlığına aldırış etmeden öylece kuyruğunu yalayabilirdi.”
Kitap disiplinli ve katı bir öğretmen olan Zehra’nın babasının ölüm haberini almasıyla başlar. Babasını ahlaksız, sorumsuz ve resmen bir canavar olarak tanıyan Zehra hiçbir üzüntü hissetmez ama babası Mürşit Efendi’nin bıraktığı günlüğü okumaya başlayınca her şey değişecektir.
“İnsanlar için şöyle böyle deriz ama aralarında iyiler de vardır… Fakat yazık ki onlar bu dünyada bir türlü bahtiyar olmanın yolunu bulamıyorlar. Ya bir çakır pençe arkadaşa düşüyorlar. Ya akraba, ahbap şerrine uğruyorlar. Sessizliklerine, safvetlerine hilm ve tahammüllerine kurban olup gidiyorlar.”
Bu alıntı aslında kitabı ve onunla ilgili fikrimi anlatıyor. İyi kalpli, temiz insanların kötü ve bencil insanlar yüzünden hayatlarının nasıl yokuş aşağı gittiğini okumak beni çok sarstı. Vicdan, merhamet ve önyargı üzerine derin derin düşündüren, kalbe dokunan bir kitaptı.
“ Dünya hassas kalpler için cehennemdir”